Mekke Paktı: Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın Yeni Anlaşması
Mekke Paktı, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan yeni savunma anlaşması ile bölgedeki güvenlik dinamiklerini değiştirebilir.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, 7 Ağustos’ta önemli bir savunma anlaşması imzaladı. “Mekke Paktı” olarak adlandırılan bu anlaşma, taraflardan birine yönelik bir saldırının, diğer iki ülkeye de yapılmış sayılacağı hükmünü içeriyor. Anlaşma, bazı çevrelerce “Sünni paktı” ve “Müslüman NATO’su” gibi tanımlamalarla değerlendiriliyor. Bunun yanı sıra, anlaşmanın İsrail ve İran gibi ülkeleri hedef alabileceği yönünde iddialar da ortaya atıldı. Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, anlaşmanın amacının bölgedeki huzur, refah ve istikrarı sağlamak olduğunu belirterek, hiçbir ülkeyi hedef almadığını vurguladı. Türkiye, bu anlaşmanın güvenlik ve savunma sanayi işbirliğini artıracağını ifade ediyor. Eleştirmenler ise, bu üç ülkenin ulusal çıkarlarının örtüşmediğini ve aralarındaki kara bağlantısının bulunmadığını savunuyor. Ayrıca, anlaşmanın yazılı metninin kamuoyuyla paylaşılmaması, spekülasyonlara neden oluyor ve caydırıcılık açısından bazı soru işaretleri doğuruyor.
Uzmanlar, Mekke Paktı’nın Orta Doğu’daki mevcut çatışmalar ve ABD-İsrail ile İran arasındaki gerilimlere bir yanıt olarak değerlendirildiğini belirtiyor. Anlaşmanın imzacıları arasında yer alan Türkiye ve Pakistan’ın İran’ın iki Sünni komşusu olması, bu durumu İran’ı çevreleme çabası olarak yorumlanmasına yol açıyor. Ancak yetkililer, bu sürecin mevcut gerilimlerden önce başladığını ifade ediyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 8 Ağustos’ta yaptığı açıklamada, Mekke Paktı ile ilgili görüşmelerin Aralık 2024’ten bu yana sürdüğünü belirtti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 11 Ağustos’ta İngiltere merkezli Şarkul Avsat gazetesine verdiği röportajda, anlaşmanın yalnızca mevcut gerilimlerin bir sonucu olarak değerlendirilmesinin yanlış olduğunu söyledi. Erdoğan, Mekke Paktı’nın daha geniş bir çerçevede, bölgedeki tüm ülkelerin katılımına açık olduğunu belirtti. İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi, 10 Ağustos’ta yaptığı açıklamada, bu paktın İran’a karşı bir hedef taşıdığına dair endişe duyulacak bir durum olmadığını ifade etti. Bekayi, üç ülkenin ABD’nin güvenlik taahhütlerine güvenemeyecekleri sonucuna vardıklarını da ekledi.
İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) araştırmacısı Oral Toğa, İran’ın anlaşmaya tepkisinin Türkiye’nin diplomatik duruşuyla uyumlu olduğunu belirtti. BBC Türkçe’ye konuşan Toğa, Türkiye’nin anlaşmanın İran’a karşı bir blok olarak algılanmaması için çaba gösterdiğini ifade etti. Ancak Tahran’dan gelen farklı seslerin, İran’daki tartışmaların merkezinde kuşatma tezi olduğunu ortaya koyduğunu vurguladı. Bu bağlamda, Türkiye’nin kuzeybatıda, Suudi Arabistan’ın güneybatıda ve Pakistan’ın güneydoğuda yer alması, bazı kesimlerce jeopolitik yalnızlaşma olarak değerlendiriliyor. Diğer taraftan, Pakistan’ın Suudi Arabistan ile mevcut bir savunma ilişkisi olmasına rağmen, savaş boyunca İran’a karşı herhangi bir hareket etmediği ve Washington ile arabuluculuk yaptığı hatırlatılıyor.
Mekke Paktı’nın Türkiye açısından önemi, caydırıcılık ve savunma sanayi işbirliği üzerine yoğunlaşıyor. Bu bağlamda, “bölgesel sahiplenme” kavramı gündeme geliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mekke Paktı’nın bölgesel sahiplenme anlayışının bir yansıması olduğunu belirterek, Hürmüz Boğazı’nın istikrarına katkı sağlayacağına inandığını ifade etti. Erdoğan, paktın kolektif caydırıcılığı temel aldığını vurguladı ve güvenlik ile ekonomik kalkınmanın birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini söyledi.
Washington merkezli Middle East Institute’ün Türkiye Programı Direktörü Gönül Tol, Türkiye’nin anlaşmadaki asıl motivasyonunun savunma sanayine finansman bulmak ve işbirliklerini genişletmek olduğunu düşünüyor. Tol, bölgesel sahiplenme ve kolektif caydırıcılık gibi kavramların Türkiye için bu anlaşma bağlamında geri planda kaldığını savunuyor. Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Profesör Doktor Serhat Güvenç ise Türkiye’nin tutumunu ABD ve Avrupa’daki güvenlik ilişkilerinin yeniden şekillenmesi ile bağlantılı olarak değerlendiriyor. Güvenç, İran’ın Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelere yönelik balistik füze saldırılarını hatırlatarak, bu durumun Türkiye için bir güvence sağladığını ifade etti.
Mekke Paktı’nın İsrail’e karşı bir anlaşma olup olmadığı da tartışma konusu. Gönül Tol, İsrail’in paktın İbrahim Anlaşmaları üzerindeki olası etkilerine dikkat çekti. İbrahim Anlaşmaları, İsrail’in bölgedeki ülkelerle ilişkilerini normalleştirmek için başlattığı bir süreçtir. Trump, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, Pakistan, Mısır ve Ürdün’ün de bu anlaşmalara katılmasının gerekli olduğunu belirtmişti. Tol, Gazze’deki savaşın İbrahim Anlaşmaları’nın sekteye uğramasına neden olduğunu ve Suudi Arabistan’ın bu süreçte sorunlar yaşadığını ifade etti. Güvenç, İsrail’in Türkiye’yi “Yeni İran” olarak nitelendirdiğini hatırlatarak, Türkiye’nin bu pakt ile yalıtılmaya karşı bir yanıt verdiğini öne sürdü.
Mekke Paktı’nın imzalanması beklenen ülkelerden biri de Mısır’dı, ancak Kahire anlaşmaya taraf olmadı. Mısırlı kaynaklar, Kahire’nin İran yanlısı gruplarla çatışma riski ve Suudi Arabistan’ın dahil olduğu bir anlaşmaya katılma konusundaki tereddütleri nedeniyle imza atmadığını bildirdi. Gönül Tol, Mısır’ın İsrail ile güvenlik anlaşması olduğunu ve bu durumu göz önünde bulundurması gerektiğini belirtti. Serhat Güvenç de Mısır’ın pakta katılmasının anlaşmanın ciddiyetini artıracağını ifade etti. Hakan Fidan, Mısır’ın üç imzacı ülkenin “doğal ortağı” olduğunu ve ileride katılabileceğini söyledi.
Mekke Paktı, Hindistan’da da dikkatle izleniyor. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Doç. Dr. Omair Anas, anlaşmanın Hindistan’da derin bir güvensizlik hissi yarattığını ifade etti. Anas, Hindistan’ın izole olduğunu ve Amerikalıların bile yanlarında olmadığını düşündüğünü belirtti. Türkiye’nin Pakistan’a askeri destek verdiği iddiaları nedeniyle Ankara ile Yeni Delhi arasında tansiyonun yükseldiğini hatırlatan Anas, Hindistan’ın bu anlaşmaya yanıt olarak İsrail ile ilişkilerini derinleştirebileceğine dikkat çekti. Anas, Hindistan’ın Suudi Arabistan’dan bu paktın kendisini etkileyip etkilemeyeceğine dair açıklama talep etmesi gerektiğini ifade etti.
Mekke Paktı’nda yer alan ortak savunma maddesinin kapsamı ve uygulanma biçimi de tartışmalara yol açıyor. Hakan Fidan, bu maddeyi NATO’nun beşinci maddesine benzeterek, ortak savunmanın ülkelerden gelecek taleplere göre şekilleneceğini belirtti. Serhat Güvenç, ortak savunma maddesinin bir niyet beyanı olduğunu ancak altının nasıl doldurulacağının belirsiz olduğunu ifade etti. Güvenç, NATO örneğinde ABD’nin ittifakın hem finansmanı hem de cephaneliği olduğunu hatırlatarak, Mekke Paktı’nın eşitler arası bir ittifak olduğunu ve her şeyin müzakere yoluyla yapılacağını belirtti.




