Hürmüz Boğazı’ndaki Gerilim: Küresel Kriz Derinleşiyor
Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim, enerji arzının ötesinde küresel bir krize dönüşüyor. Uzmanlar, Türkiye’nin stratejik rolüne dikkat çekiyor.
Dünya ekonomisinin merkezi olan Hürmüz Boğazı, günümüzde yalnızca tanker geçişleri ve dalgalanan petrol fiyatları ile değil, aynı zamanda küresel güç dengelerini sarsacak derin bir krizle de gündeme geliyor. Enerji Verimliliği Derneği (ENVER) Yönetim Kurulu Üyesi Altuğ Karataş ve enerji piyasaları uzmanı Bülent Şen, bu dönemde maden ve kimya savaşlarının ön plana çıktığını vurguluyor. Hürmüz Boğazı’ndaki herhangi bir tıkanıklığın, sadece akaryakıt fiyatlarını değil, savunma sanayi ve gıda güvenliği gibi birçok sektörü de olumsuz etkileyebileceği belirtiliyor. Karataş, dünya genelinin hammaddeye erişim konusunda büyük bir sınavla karşı karşıya olduğunu ifade ediyor.
Hürmüz Boğazı, geleneksel olarak akla gelen petrol tankerleri imajının ötesinde, günümüzün yüksek teknolojili üretim dünyasında çok daha karmaşık bir yapıya sahip. Altuğ Karataş, endüstriyel üretimin yalnızca tek bir hammaddeye bağlı olmadığını, aksine karmaşık bir süreç zinciri ile yürütüldüğünü hatırlatıyor. Bu zincirin en kritik unsurlarından biri ise sülfürik asit. Petrol ve doğal gazın işlenmesi sırasında ortaya çıkan kükürt, sülfürik asit üretiminin temel kaynağını oluşturuyor. Karataş, sülfürik asidin yokluğunda yarı iletken ve elektronik malzemelerin üretiminin imkansız hale geleceğini belirtiyor. Bu durum, Hürmüz Boğazı’ndaki bir tıkanıklığın, enerji fiyatlarının yanı sıra küresel savunma sanayiini de tehdit edeceği anlamına geliyor.
ABD’nin dışa bağımlılığı ise dikkat çekici bir başka nokta. Karataş’ın verilerine göre, ABD, savunma sanayiinin temel bileşeni olan alüminyumda %50 oranında dışa bağımlı ve bu ihtiyacın dörtte biri Hürmüz Boğazı üzerinden sağlanıyor. Lojistik zincirinde meydana gelecek bir kırılmanın, ABD’nin savaş sürdürülebilirliğini tehdit edebileceği ifade ediliyor. Ayrıca, gübre üretiminde kullanılan kimyasalların tedarikinde yaşanacak sıkıntıların, küresel gıda fiyatlarında ani artışlara yol açabileceği öngörülüyor. Tayvan gibi teknoloji devlerinin Hürmüz’den gelen LNG akışına olan bağımlılığı da göz önüne alındığında, dünya ekonomisinin ciddi bir tehdit altında olduğu ortaya çıkıyor.
Küresel kriz ortamında Türkiye, stratejik bir oyuncu olarak öne çıkıyor. Karataş, Türkiye’nin enerji çeşitliliği sayesinde Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığının yalnızca %10 seviyesinde olduğunu belirtiyor. Bu oran, Türkiye’ye önemli bir manevra alanı sunuyor. Ancak asıl kritik nokta, Türkiye’nin Eskişehir Beylikova’daki nadir toprak elementleri sahasıdır. Karataş, Türkiye’nin bu madenleri işleyerek yüksek teknolojiye entegre etmesinin, ülkenin bağımsızlığını pekiştireceğini ifade ediyor.
MÜSİAD Enerji ve Çevre Sektör Kurulu Başkanı Bülent Şen, küresel ticaretin geleceği üzerine çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. 1900’lü yıllarda petrol egemenliğinin sona erdiğini belirten Şen, dünya ekonomisinin artık bir ‘Maden Çağı’na girdiğini ifade etti. Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimlerin yalnızca enerji fiyatlarını değil, aynı zamanda küresel teknoloji üretimini de tehdit ettiğini vurguladı. Şen, bu boğazın yalnızca petrol ve doğalgaz değil, aynı zamanda savunma sanayiinde kullanılan alüminyum ve yarı iletkenlerin üretimi için gerekli olan helyum gazının da taşındığını belirtti. Hürmüz’deki bir tıkanıklığın, küresel çip ve silah üretiminin durmasına neden olabileceği konusunda uyarılarda bulundu.
Forbes dergisinde yayımlanan bir makaleye atıfta bulunan Şen, yenilenebilir enerji sistemlerinin fosil yakıtlarla kıyaslandığında altı kat daha fazla madene ihtiyaç duyduğunu hatırlattı. Madenlerin stratejik bir silah haline geldiğini vurgulayan uzman, bu kritik madenlerin %85’inin şu anda Çin’in kontrolünde olduğunu belirtti. Türkiye’nin enerji arz güvenliği konusundaki konumunu değerlendiren Şen, ülkenin enerji çeşitliliği sayesinde tedarik sıkıntısı yaşamasını beklemediğini ifade etti. Ancak küresel fiyat artışlarının ekonomik etkilerine dikkat çekerek, Brent petrolündeki her 1 dolarlık artışın, Türkiye’nin yıllık cari açığına 400 milyon dolarlık ek yük getirdiğini belirtti.
Hürmüz Boğazı’na alternatif olabilecek boru hatları ve kara yolları projelerinin kısa vadede çözüm sunamayacağını belirten Şen, bu tür yatırımların hayata geçmesinin 3 ile 6 yıl arasında bir zaman alacağını ifade etti. Türkiye’nin stratejik bir ticaret merkezi olma potansiyelinin altını çizen uzman, boru hatlarının güvenliğinin de deniz yolları kadar jeopolitik risk taşıdığını ekledi. Mevcut jeopolitik krizlerin ekonomik bilançosunu çıkaran Şen, Avrupa Birliği’nin en büyük kaybeden olduğunu savunarak, Rusya’nın savaş öncesi 40 dolara sattığı gazı şimdi 100 dolara sattığını ve ABD’nin kendi petrol ve gazını üreterek büyük bir ihracatçı haline geldiğini belirtti. Bu bağlamda, kazananların Rusya ve Çin olduğunu, dünya genelinde ise bir enflasyon sarmalının tetiklendiğini ifade etti.




