ABD-İsrail-İran Savaşı’nın Ekonomik Etkileri ve Gelecek Öngörüleri

ABD-İsrail-İran Savaşı’nın ekonomik etkileri ve dünya ekonomisinde yaratacağı olumsuz senaryolar üzerine analizler.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı saldırıların üzerinden 45 gün geçmesine rağmen, Pakistan’da gerçekleşen barış görüşmeleri henüz somut bir ilerleme kaydedemedi. Bu durum, sadece savaşın merkezinde yer alan Körfez ülkelerini değil, Avrupa, Asya, Amerika ve özellikle Afrika ülkelerini de olumsuz etkileyebilir.

Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından yayımlanan istatistikler, 2026 yılı için öngörülen küresel büyüme oranının, savaşın etkileri nedeniyle %4,6’dan %3,1’e revize edildiğini göstermektedir. Bu durum, üretim ve verimlilikteki yavaşlamanın, maliyet artışları ve enflasyonda beklenenden daha hızlı bir yükselişe yol açabileceğini işaret ediyor.

IMF’nin 14 Nisan’da açıkladığı tahminlerde, 28 Şubat öncesinde %3,4 olarak belirlenen büyüme oranı, savaş koşulları göz önüne alındığında %3,1 olarak güncellenmiştir. Bu kadar kısa bir süre içinde dünya ekonomisinin bu denli hızlı bir gerileme yaşaması beklenmiyordu. Mevcut tahminlerin, sınırlı bir savaş senaryosu üzerinden hesaplandığı göz önüne alındığında, bu tahminlerin yalnızca 2026’nın ilk yarısı için geçerli olabileceği anlaşılmaktadır. Belirsizliklerin devam etmesi ve savaşın uzaması halinde ise geleceğe yönelik tahminlerin zorluğu daha da artacaktır.

Bu bağlamda, 2026 yılında büyümenin 2025’e göre yavaşlayarak %3,4 seviyesinde kalması durumunda, enflasyonun ortalama %4,4’e yükselebileceği öngörülmektedir. Ancak mevcut veriler, fiyatlar üzerindeki yukarı yönlü baskının, 2022’deki enerji şoku dönemindeki seviyelerin altında kalabileceğini göstermektedir.

IMF, 2026 yılı için büyüme oranının %2,1’in altına düşebileceğini ve enflasyonun 2027’de %6’nın üzerine çıkabileceğini tahmin etmektedir. Bu durum, gelişmekte olan ülkelerde enflasyon etkisinin, gelişmiş ekonomilere göre iki kat daha fazla hissedileceği anlamına gelmektedir. Savaşın geleceğiyle ilgili belirsizlikler nedeniyle tahminlerin tutarlılığı da tartışmalıdır. Eğer bölgede bir uzlaşma sağlanamazsa, “modern çağın en büyük enerji krizinin” yaşanması sürpriz olmayacaktır. Bu süreçte yapay zeka yatırımlarının verimlilik artışına dönüşmesi ve sürdürülebilir bir büyüme trendine ulaşılması ihtimali de gündeme gelmektedir.

IMF, merkez bankalarının artan enflasyon oranlarını kontrol altına almak için üretim faaliyetlerini yavaşlatmadan hassas bir denge kurmak zorunda kalacaklarını belirtmektedir. Ayrıca, hükümetlerin artan enerji fiyatlarının toplum ve ekonomi üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak için büyük çaba sarf etmek zorunda kalacakları vurgulanmaktadır.

İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en yüksek seviyeye ulaşan kamu borcu oranlarının Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’ya (GSYH) oranının %93,9’a ulaşması, ülkelerin geçici mali destek önlemleri alma zorunluluğunu ortaya çıkarmaktadır. Bu durum, özellikle düşük gelirli ülkelerin, yükselen fiyatların etkisini azaltmak için mali imkana sahip olmaması nedeniyle zor bir süreçle karşı karşıya kalabileceğini göstermektedir.

ABD’de ekonomik büyümenin 2025’te %2,1’den 2026’da %2,3’e çıkması bekleniyor. Ancak mali açığın 2026’da GSYH’nin %7,5’ine kadar yükselebileceği öngörülmektedir. Savaşın uzaması, bu olumsuz tabloyu daha da kötüleştirebilir.

Enerji piyasasında yaşanan yansımalar ise oldukça kaygı verici. Avro bölgesinde, Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle zaten yüksek olan enerji fiyatlarının, imalat faaliyetleri üzerinde daha büyük bir yük oluşturması beklenmektedir. IMF’nin tahminlerine göre, GSYH büyüme oranının 2025’te %1,4’ten 2026’da %1,1’e gerilemesi öngörülmektedir. Almanya, önemli mali teşvik sistemleri sayesinde büyümenin %0,2’den %0,8’e yükselebileceği bir hedef belirlemiştir. Fransa’nın ise büyümesinin %0,9 seviyesinde stabil kalması beklenmektedir.

IMF’nin tahminleri, savaş nedeniyle petrol ve gaz fiyatlarındaki artışa rağmen üretimdeki düşüş, yıkım ve turizmin durması gibi faktörlerin, Hürmüz Boğazı’nın kapanması ve ihracatın engellenmesi ile Körfez ülkelerinin ciddi bir darboğazla karşılaşabileceğini göstermektedir. Katar ve Irak, bölgedeki petrol üretim ve sevkiyatında en fazla etkilenecek ülkeler arasında yer almaktadır. Bu ülkelerde GSYH’nin %8,6 ve %6,8 oranında gerilemesi beklenmektedir.

Körfez bölgesinde, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan’ın %3,1’lik büyüme oranı kaydeden tek ülkeler olabileceği, bölgedeki faaliyetlerin azalmasıyla yaşanan durgunluk ve tedirginlik nedeniyle özellikle Nepal ve Bangladeş’ten gelen göçmen işçilerin, ülkelerine dönecekleri ve bu durumun bölge ekonomisine ciddi etkiler yaratacağı öngörülmektedir.

Savaşın geleceğine dair belirsizlikler, küresel büyümenin 2010-2019 ortalamasının %3,7’nin oldukça altında kalabileceğini, ancak 2028 ile 2031 yılları arasında büyümenin %3,1’in üzerine çıkabileceğini göstermektedir. Bu durum, dünya ekonomisinde önümüzdeki süreçte bir düşüş ve dalgalı bir dönem yaşanacağına işaret etmektedir. Jeopolitik belirsizlikler nedeniyle doğrudan yabancı sermaye yatırımlarında yavaşlama yaşanabileceği, ayrıca göç akışlarının azalması ve döviz akışındaki aksaklıkların, köken ülkelerde yoksulluğun artmasına neden olabileceği belirtilmektedir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu