İyiliği Emretmenin Önemi ve Faydaları

İyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmanın toplumsal ve bireysel faydaları üzerine derin bir bakış.

Bir grup insan, “Allah’ın helak edeceği ya da şiddetli bir şekilde azap edeceği bir topluma ne diye öğüt veriyorsunuz?” diye sordu. Öğüt verenler ise, “Rabbinize mazeret beyan edelim ve belki de sakınırlar umuduyla bu öğütleri veriyoruz” yanıtını verdiler.” (A’raf, 164)

Günümüzde bazen iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak etkisiz görünebilir. Ancak geçmişte, bu tür öğütlerin insanları doğru yola yönlendirmede büyük etkisi olmuştur. İmam Hüseyin’in (a.s) tarihi süreçte, insanların vicdanlarını uyandırmak için iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma uğruna şehit olması buna bir örnektir.

Emir ve nehiyler, bazen başkaları için bir ortam oluşturabilir. Ezanın yüksek sesle okunması, dinleyen olmasa bile bir sünnet olarak kabul edilirken, trafik lambasında kırmızı ışık yandığında durmak da bir zorunluluktur. Bu tür uygulamalar, kanunun korunması ve saygı ortamının yaratılması açısından son derece önemlidir.

Emir ve sakındırmalarımız, günah işleyenleri her zaman durduramayabilir. Ancak bu söylemler, zamanla günahın tadını acı bir hale getirebilir. En azından, günah işleyen kişi bu durumdan rahatsızlık duyabilir.

Özgürlüğün korunması için de iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak gereklidir. Aksi takdirde, toplum karamsar, korkulu ve sessiz bir atmosfere bürünebilir.

İyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak, başkaları dinlemese bile birey için bir değer taşır. “İnsanları Allah’a çağıran, iyi işler yapan ve ‘Ben Müslümanlardanım’ diyen kimin sözü daha güzeldir?”

Bu eylemler, başkalarına bir etkisi olmasa bile, en azından kendimiz için Allah’a yaklaşma yolunu açar. Cesaret vermek ve bunu ifade etmek, bir tür taahhüt ve sorumluluk üstlenmektir.

Emir ve sakındırmalarımızın hemen bir etkisi olmayabilir. Ancak yanlış yolda gidenler, bir çıkmaza girdiklerinde vicdanları uyanacak ve doğruyu anlayacaklardır. Bu nedenle, söylediklerimizin bugünkü etkisi olmasa bile, gelecekte bir yankı bulacağı kesindir.

İyiliği emretmek, insanın vicdanını yumuşatır. Birey, yalnız kaldığında “ben görevimi yerine getirdim” diyerek bir huzur bulur. Başkaları dinlemese bile bu vicdan rahatlığı oldukça değerlidir.

Başkaları dinlemese de iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak, peygamberlerin yaşam tarzı ve davranışıdır. Kur’an’da, “Kendilerine öğüt verildiği zaman öğüt almazlar.” ifadesi geçmektedir. Dolayısıyla, herkesin sözlerimizi dinleyeceği beklentisine girmemeliyiz.

İyiliği emretmek, yanlış işler yapanlara karşı bir tür delil sunma ve kıyamet günü “bana kimse bir açıklama yapmadı” dememek için bir fırsattır. Aynı zamanda, uyarıda bulunanların da “neden uyarmadın?” sorusuyla karşılaşmalarını engelleyecektir.

İlahi azap anında, iyiliği emredenlerin kurtulacağı belirtilmektedir. Bu bağlamda, peygamberler ve onların temsilcileri, hak kaybolmasın diye iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak için mücadele etmişlerdir. Kur’an’da, “Haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı.” ifadesi yer almaktadır. Bu ayetlerden, insanın bazen iyiliği emretmek uğruna şehit olabileceği anlaşılmaktadır.

Hz. Ali (a.s), Basra Valisi İbn-i Huneyf’e yazdığı bir mektupta, çevresindeki varlıklı kişilerin sofrasında bulunmasını eleştirmiştir. Bu, Hz. Ali’nin zühd ve takva yolunun, eşrafçılık düzenine kapılmaması için bir şahsı uyarmasıdır.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu