Eski Bayramların Anısı: Geçmişin İzleri

Geçmişteki bayramların ruhunu ve anılarını yeniden hatırlıyoruz.

Eski Bayramların Anısı: Geçmişin İzleri

Geçmişe özlem duymak, zamanın akışına karşı bir duruş sergilemek gibidir. Her dönemin, her zamanın ve her mekanın kendine özgü bir ruhu vardır. Ancak geçmişte yaşamaya çalışmak, aslında bir nevi hayata veda etmek anlamına gelir. Zamanın bir daha geri gelmeyeceğini kabul etmeliyiz. Şimdi sizlere 1960’lar ve 70’lerin bayramlarını anlatan bir hikaye sunmak istiyorum; belki de eski bayramları özleyip özlemeyeceğimize birlikte karar veririz.

Bir zamanlar, güneş doğmadan önce bir adam camiden döner ve evine doğru yol alır. Sessizce yer minderine oturur. Kızı heyecanla “Bayram” der, yalın ayaklıdır. Adam ise duygusal bir şekilde “Bayram” diye yanıtlar. Eli öpüldükçe içi burkulur, konuşmak ister ama dili tutulur. Zorla bir “off!” sesi çıkarır. Oğlu da “Bayram” der, sırtı yamalıdır. Adam, gözleri kapalı bir şekilde “he ya” der. Kışın yaklaştığını düşünür; evde odun, yağ, un yoktur. Yoksulluk içinde kaybolmuşlardır; tuz, sabun bile yoktur. Eşi “Bayram” der, başını eğer. Adam ise “evet” diyerek dişlerini sıkar.

Çalışsa da iş yoktur, cebinde para yoktur. İçindeki yaralar büyümektedir. Gözlerini karşı duvara dikerken takvim “Bayram” der, yazı silinmiştir. Adam ise “öyle” diyerek içindeki acıyı hisseder. Herhangi bir dostuna yönelse, yaralı, gariban, dul, yetim ve hasta olanlarla karşılaşır. Yıllar, aylar, günler geçerken hüzünle doludur. Yer ve gök “Bayram” der, adam evinden kaçmak zorunda kalır.

Ne babanın evden kaçtığı, ne de ana-babanın evde çaresiz kaldığı bayramları hiç kimse istemez, değil mi? Allah’ım, bizi rahmetinle kuşat! Yüreklerimiz taş gibi gelmesin, taş gibi gitmesin. Sevgiyle kaynaşalım, bayramlarımız boş geçmesin. Âmîn Allah’ım, Âmîn…

Abdurrahim Karakoç

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu