Suriye’de Yabancı Savaşçılarla Denge Arayışı
Suriye’de yabancı savaşçılarla hükümet arasındaki gerilim ve denge arayışları yeniden gündeme geldi.
İdlib’de geçtiğimiz günlerde bir Özbek savaşçının Suriye hükümeti tarafından gözaltına alınması, hükümet ile yabancı savaşçılar arasındaki hassas dengeyi yeniden gündeme getirdi. Söz konusu savaşçının, silahını ateşlediği iddiasıyla gözaltına alınmasının ardından, bölgedeki Özbek savaşçılar, serbest bırakılması için protesto gösterileri düzenledi.
Yerel kaynakların bildirdiğine göre, Suriye’nin üst düzey askeri yetkilisi Ahmed Şara, gerilimin daha da tırmanmasını önlemek amacıyla devreye girdi ve bir askeri komutanı Özbek topluluğunun liderleriyle görüşmek üzere bölgeye gönderdi. Gözaltına alınan savaşçının ardından, Suriye güvenlik güçleri, İdlib’e bağlı Fua ve Keferya kasabalarında 16 Özbek savaşçıyı daha gözaltına aldı. Bu tür gerilimler, İdlib’deki yabancı savaşçılar ile Suriye hükümeti arasında ilk kez yaşanmıyor.
2025’te, bir kız çocuğunun kaçırılması iddiası sonrası, hükümet güçleri ile çoğunluğu Fransız savaşçılardan oluşan Fırkatu’l Guraba arasında çatışmalar yaşanmıştı. Bu grup, Fransız savaşçı Omar Omsen tarafından yönetilmektedir. Tüm bu gelişmeler, Suriye devleti ile ülkedeki yabancı savaşçı toplulukları arasındaki ilişkinin ne denli hassas olduğunu gözler önüne seriyor. İki taraf arasında hem örtük gerilimler hem de karşılıklı güvensizlik mevcut.
Suriye devriminin iç savaşa dönüşmesiyle, dünyanın çeşitli bölgelerinden gelen on binlerce yabancı savaşçı, Esed rejimine karşı silahlı mücadeleye katıldı. Bu savaşçılar, IŞİD dahil birçok gruba katılırken, bazıları da Ahmed Şara liderliğindeki Tahriru’şa Şam Heyeti (HTŞ) ile ittifak kurdu. Bugün Suriye’de kalan en büyük yabancı savaşçı grubu, yaklaşık 3 bin 500 kişilik Uygur çoğunluklu Türkistan İslam Partisi (TİP) olarak öne çıkıyor. HTŞ’nin önemli müttefiklerinden biri olan bu grup, büyük ölçüde Suriye ordusunun 84. Tümeni’ne entegre olmuş durumda.
Ancak Omar Omsen’e bağlı gruplar, güvenlik mimarisine tam entegrasyona direniyor. Omsen’in grubu, Harem kampında kendi polis ve mahkeme sistemini işletmeye devam ediyor. Özbek savaşçılar ise kuzeybatı Suriye’deki ikinci büyük yabancı savaşçı topluluğunu oluşturuyor. Ancak Uygurların aksine, belirli bir yapı etrafında örgütlenmemiş durumdalar; farklı silahlı grupların içinde yer alıyorlar. Bazıları HTŞ’ye yakınken, diğerleri hükümetle mesafe koymayı tercih ediyor.
Muhacir gruplar, yeni hükümetin en sert ve savaş tecrübesi en yüksek unsurları arasında yer alıyor. Suriye merkezli araştırma grubu ETANA’nın askeri araştırmacısı İsam el Reis, bu savaşçıların HTŞ’nin uluslararası izolasyona rağmen Esed rejimine karşı ayakta kalmasında kritik rol oynadığını belirtiyor. Ancak, bu gruplar arasında yeni hükümetin yönelimine dair belirgin bir huzursuzluk da mevcut. Bağımsız analist Eymen el Temimi, bazı yabancı savaşçılar ile yeni hükümet arasında Suriye’nin geleceğine dair farklı vizyonlar nedeniyle bir kopukluk olduğunu ifade ediyor.
Temimi, HTŞ’nin son yıllarda daha milliyetçi bir çizgiye yöneldiğini, buna karşın yabancı savaşçıların çoğunun İslami hukuk düzenini öncelediğini vurguluyor. Bu durum, taraflar arasında sürtüşmelere yol açıyor. Bazı tanınmış yabancı isimler, mevcut hükümeti ve HTŞ’nin dönüşümünü açık bir şekilde eleştiriyor. Temimi, hükümetin bu eleştirilere karşı sert bir tavır aldığını ve bu bağlamda Bilal Abdulkerim ile Ebu Dücane Türkistani’nin gözaltına alındığını belirtiyor.
Şam yönetiminin iç ve dış baskılar nedeniyle yabancı unsurları zamanla tasfiye etmeye çalışacağı yönünde endişeler de mevcut. Temimi, muhacir toplulukları arasında güçlü bir dayanışma duygusunun bulunduğunu, zira Suriyelilerin iç savaş boyunca geliştirdiği sosyal ve siyasi ağlara sahip olmadıkları için birbirlerini korumak zorunda hissettiklerini ifade ediyor. Ekim ayında hükümet ile Omar Omsen’in grubu arasında yaşanan çatışmalarda bazı Özbek savaşçıların Fransızlardan oluşan grubu desteklemek için harekete geçtiği, ateşkesin de üst düzey Özbek komutanların arabuluculuğuyla sağlandığı belirtiliyor.
Bununla birlikte, birçok yabancı savaşçının Ahmed Şara’ya sadık kalmaya devam ettiği, bu kesimlerin Şara’nın dönüşümüne benzer şekilde küresel cihat anlayışından uzaklaşıp daha yerel bir siyasi çizgiye yöneldiği değerlendiriliyor. Yabancı savaşçılar dosyası, Suriye hükümeti açısından son derece hassas bir mesele olarak öne çıkıyor. Birçok yabancı devlet, vatandaşlarının geleceği konusunda Şam’a baskı yapıyor. Zira bu kişilerin önemli bir kısmı kendi ülkelerinde terör suçlamalarıyla aranıyor. Özellikle büyük Uygur nüfusunun varlığı, Şam ile Çin arasındaki ilişkileri karmaşık hale getiriyor.
Çin’in BM temsilcisi, Şam yönetimini “terörist güçlerin” Suriye topraklarını başka ülkelere saldırı için kullanmasını engellemesi gerektiği konusunda uyarmıştı. Bu açıklama, Türkistan İslam Partisi’nin Çin’den bağımsızlık hedeflerine dolaylı bir gönderme olarak yorumlandı. Nisan ayında kapatılan ve IŞİD bağlantılı ailelerin tutulduğu Hol kampından binlerce kişinin serbest bırakılması, yabancı başkentlerde yeni güvenlik kaygılarını artırdı. Suriye içinde ise etnik ve dini azınlıklar, yabancı savaşçıların varlığından rahatsızlık duyuyor ve onları yeni rejimin en radikal İslamcı unsurlarının öncü gücü olarak görüyor.
Ahmed Şara’nın bu hassasiyetlerin farkında olduğu belirtiliyor. Bu nedenle, Esed’in devrilmesinin ardından yabancı savaşçı birliklerine İdlib ve kuzey Halep’teki üslerine dönmeleri talimatı verdiği aktarılıyor. El Reis, bu kararın yabancı savaşçılar açısından aşağılayıcı bir his yarattığını ifade ediyor. Savaşçıların, rejimi devirmek için savaştıklarını ancak şimdi hükümetin konuşmak istemediği bir mesele haline geldiklerini düşündüklerini belirtiyor. Bu savaşçıların en büyük kaygısı, vatandaşlıklarının olmaması ve hukuki açıdan kırılgan durumdalar. Birçoğu on yılı aşkın süredir Suriye’de yaşadığı için vatandaşlık verilmesini hak ettiklerine inanıyor. Bu nedenle, İdlib’de yaşanan son olaylar, hükümetin yabancı savaşçılar konusunu görünmezleştirme stratejisini zorlaştırıyor.
Şam yönetimi, muhacir grupların güvenlik mimarisine entegre edilerek meşrulaştırılmasını ve vatandaşlık verilerek hukuki statülerinin düzenlenmesini değerlendirmekte. Washington Yakın Doğu Politikası Enstitüsü’nde araştırmacı Aaron Zelin, hükümetin bu savaşçıları resmi olarak Savunma Bakanlığı bünyesine dahil etmek istediğini, böylece üzerlerinde daha kurumsal bir komuta-kontrol mekanizması kurulabileceğini ifade ediyor. Savunma Bakanlığı bünyesindeki 84. Tümen, yabancı savaşçılar için ayrılmış ana birlik haline gelmiş durumda. Bazı muhacir komutanlarına orduda üst düzey görevler de verilmiş durumda.
Bunlardan biri, Uygur kökenli Abdulaziz Davud Hüdaverdi. Hüdaverdi, 2025’te tuğgeneral rütbesine terfi etti. Bu rütbe, genelkurmay başkanlığının yalnızca bir kademe altında bulunuyor. Bazı çekincelere rağmen Washington’un da yabancı savaşçıların Suriye ordusuna entegrasyonuna yeşil ışık yaktığı bildiriliyor. ABD’nin değerlendirmesine göre, bu unsurların sistem içine alınması, dışlanmalarından daha güvenli görülmekte. Zelin, bazı yabancı savaşçıların ideolojik nedenlerle entegrasyona direnmesine rağmen, bu grubun sayısının sınırlı olduğunu ve doğrudan hükümeti tehdit edecek güçte olmadıklarını belirtiyor. Şam yönetiminin gelecekte yabancı savaşçıların hukuki statüsünü normalleştirmeye çalışabileceği de konuşulmakta.
El Reis, Ahmed Şara’nın, Esed rejiminin devrilmesindeki rolleri nedeniyle bu savaşçılara kişisel bir minnet hissediyor olabileceğini ifade ediyor. Ancak vatandaşlık verilmesi konusunda son 18 ayda somut bir ilerleme kaydedilmediği gözlemleniyor. Bazı yabancı savaşçılar, son dönemde daha önce vatansız durumda olan Kürt nüfusa hızlı bir şekilde vatandaşlık verilmesini örnek göstererek, neden kendilerine aynı hakkın tanınmadığını sorguluyor. Ödüllü gazeteci Tam Hussein, yabancı savaşçıların kuzeybatı Suriye için artık yeni bir olgu olmadığını vurguluyor. Hussein, bu grupların birçok açıdan bölgeye entegre olduğunu, işletmeleri olduğunu ve toplum tarafından tanındıklarını belirtiyor. Ayrıca, Suriye tarihinin farklı göç dalgalarıyla şekillendiğini ifade eden Hussein, mevcut süreci de bu tarihsel akışın bir parçası olarak değerlendiriyor. Bu nedenle yaşanan gerilimlerin uzun vadede bu toplumsal yapıyı kökten sarsmayacağını düşünüyor.
Kaynak: Mepa News




