Konut üretimi krizi: İnşaat sektöründe alarm büyüyor
Konut üretimi krizi, artan maliyetler, nitelikli iş gücü eksikliği ve denetim sorunları nedeniyle derinleşiyor. Uzmanlar çözüm için uyarıyor.
Türkiye ekonomisinin temel alanlarından inşaat sektörü, yükselen maliyetler, nitelikli iş gücü açığı ve denetim mekanizmalarındaki aksaklıklar nedeniyle zorlu bir süreçten geçiyor. TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şube Başkanı Ahmet Onur Özergene, özellikle barınma hakkıyla doğrudan bağlantılı olan konut üretiminde ciddi bir kriz yaşandığını belirtti.
Özergene, sektörün yaklaşık 5-6 yıldır ağır ekonomik koşullar altında faaliyet göstermeye çalıştığını, yaşanan yapısal sorunların ise yalnızca müteahhitleri değil mühendislerden işçilere kadar geniş bir kesimi etkilediğini ifade etti. Konut üretimindeki sorunların vatandaşların barınma imkanına doğrudan yansıması nedeniyle bu alanın özel önem taşıdığını vurguladı.
Yükselen maliyetler üretimi zorluyor
Yapım maliyetlerindeki artışın ve konut satışlarında yaşanan güçlüklerin üretim sürecini baskıladığını söyleyen Özergene, inşaat malzemelerindeki çeşitliliğin teknolojik gelişmelerle birlikte arttığını ancak birçok üründe fiyat ve rayiç belirleme konusunda belirsizlik bulunduğunu aktardı.
Beton ve demir gibi temel malzemelerde belirli standartlar ile fiyatlama yöntemleri bulunurken diğer ürünlerde daha değişken bir piyasa yapısının görüldüğünü belirten Özergene, özellikle işçilik giderlerindeki yükselişin toplam yapım maliyetlerini önemli ölçüde artırdığını kaydetti.
Bu maliyet baskısının yapı güvenliğinin önüne geçmemesi gerektiğini dile getiren Özergene, yalnızca kaliteli malzeme kullanmanın güvenli bir bina için yeterli olmayacağını söyledi. Taşıyıcı sistemin doğru tasarlanması ve mühendislik ile mimarlık hizmetlerinin eksiksiz yürütülmesi gerektiğini belirten Özergene, malzeme kalitesiyle doğru mühendislik hizmetlerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.
Kentsel dönüşüm bütüncül planlamayla yürütülmeli
Kentsel dönüşümün inşaat sektöründeki sorunlardan bağımsız ele alınamayacağını belirten Özergene, dönüşüm uygulamalarının sektörü tek başına canlandıracak bir araç olarak görülmemesi gerektiğini ifade etti. İnşaat faaliyetlerinin yalnızca konut ve bina yapımından ibaret olmadığını hatırlatan Özergene; yollar, köprüler, barajlar ve altyapı yatırımlarının da sektörün önemli unsurları arasında yer aldığını söyledi.
Kentsel dönüşümün zaman içinde bütüncül şehir planlamasından uzaklaşarak bina bazlı ve noktasal uygulamalara yöneldiğini belirten Özergene, bunun kentlerin geleceği açısından sağlıklı bir yaklaşım olmadığını savundu. Şehirlerin geleceğinin şehir ve bölge plancıları, mimarlar, çevre mühendisleri ve inşaat mühendislerinin ortak çalışmasıyla planlanması gerektiğini vurguladı.
Nitelikli iş gücü açığı büyüyor
Sektörün karşı karşıya olduğu bir diğer önemli sorunun iş gücü dengesi olduğunu belirten Özergene, 2007 sonrasında üniversite sayısındaki ve yükseköğretime yönelimdeki hızlı artışın sahadaki iş gücü yapısını olumsuz etkilediğini söyledi. Üniversite mezunu sayısı yükselirken şantiyelerde görev yapacak nitelikli işçi ve ara eleman sayısının azaldığını kaydetti.
Bu dengesizliğin mühendislik hizmetlerinin ekonomik değerini düşürdüğünü ve sahadaki ara eleman ihtiyacını artırdığını ifade eden Özergene, işçilik maliyetlerindeki yükselişin de bu tablodan etkilendiğini belirtti. Üniversite kontenjanlarının sektörlerin gerçek ihtiyaçları doğrultusunda yeniden ele alınması gerektiğini söyleyen Özergene, sorunun kısa sürede çözülemeyeceğini ve uzun vadeli politikalara ihtiyaç bulunduğunu dile getirdi.
Şantiye ve yapı denetiminde uygulama eksikleri
Yapı güvenliği bakımından şantiye denetiminin kritik öneme sahip olduğunu belirten Özergene, özellikle şantiye şeflerinin sahadaki etkinliğinin artırılması gerektiğini söyledi. Mevzuatın yapı denetimi için bir çerçeve sunduğunu ancak uygulamada önemli sorunlar yaşandığını ifade eden Özergene, bazı şantiyelerde süreçlerin işveren, müteahhit veya çalışanların inisiyatifine bırakılabildiğini aktardı.
Şantiye şeflerinin zaman zaman işveren baskısıyla karşılaşabildiğini belirten Özergene, yapı güvenliği için etkin bir denetim sisteminin zorunlu olduğunu vurguladı. Yapı denetim kuruluşlarının temel görevinin binaların projeye ve mevzuata uygun biçimde inşa edilmesini sağlamak olduğunu hatırlatan Özergene, projeye aykırı imalat talepleri ve itirazların denetim süreçlerini işlevsiz bırakabildiğini söyledi.
Bu nedenle yalnızca yeni kurallar oluşturmanın yeterli olmayacağını belirten Özergene, denetim mekanizmalarının bağımsız, düzenli ve etkili biçimde işletilmesi gerektiğini ifade etti.
İş güvenliği ve mesleki sorumluluk vurgusu
İnşaatın iş kazaları bakımından yüksek risk taşıyan sektörlerden biri olduğunu belirten Özergene, zaman baskısı ile maliyet kaygılarının iş güvenliğinin önüne geçmemesi gerektiğini söyledi. Ankara’da geçmiş yıllarda uygulanan iskele denetimlerinden olumlu sonuçlar alındığını hatırlatan Özergene, kuralların sahada etkin biçimde uygulanmasının somut sonuç verdiğini kaydetti.
İnşaat mühendisliğinin ağır hukuki ve cezai sorumluluklar içeren bir meslek olduğunu belirten Özergene, mühendislerin bir projede üstlendikleri sorumluluğun yıllar sonra dahi devam edebildiğine dikkat çekti. Depremlerin ardından yürütülen yargılamalarda yaşamını yitirmiş mühendislerin sorumluluklarının bile gündeme gelebildiğini ve bazı durumlarda ailelerinin tazminat veya ceza süreçleriyle karşılaşabildiğini ifade etti.
Çözüm için üç temel alan
İnşaat sektörünün sağlıklı bir yapıya kavuşabilmesi için eğitim, denetim ve mesleki bağımsızlığın güçlendirilmesi gerektiğini belirten Özergene, mühendislerin müdahalelerden uzak şekilde görev yapabileceği bir sistem kurulmasının önemini vurguladı.
Artan maliyetler, nitelikli iş gücü eksikliği ve denetim sorunlarının birlikte ele alınmaması halinde konut üretimi krizinin daha da derinleşebileceği uyarısında bulunan Özergene, barınma sorununun büyümemesi için sektörün bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.




