Muharrem Coşkun’dan Çifte Standart Eleştirisi: Tutuklama Değil, Adalet Sorunu

Muharrem Coşkun, Akit TV’de çifte standart eleştirisi yaparak, tutuklamaların ifade özgürlüğü ile çeliştiğini vurguladı.

Akit TV’de gerçekleştirilen bir programda, gazeteci Muharrem Coşkun, son günlerde gündeme gelen komedyen Deniz Göktaş’ın tutuklanması üzerinden Türkiye’deki ifade özgürlüğü ve hukukun uygulanışındaki çifte standartlar hakkında çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

Coşkun, konuşmasına kişisel görüşlerini dile getirerek, “Bu tarz konuşmalar nedeniyle bir kişinin tutuklanmasını doğru bulmuyorum,” dedi. Ancak, tutuklamaya itiraz etmediğini, bunun nedeninin Türkiye’deki çifte standart olduğunu belirtti.

Coşkun, tartışmanın merkezinde yalnızca bir komedyenin tutuklanmasının değil, toplumun farklı kesimlerine karşı gösterilen farklı tepkilerin bulunduğunu ifade etti. Bazı siyasetçiler ve sanatçıların Göktaş’a destek verdiğini hatırlatan Coşkun, geçmişte 5816 sayılı kanun kapsamında benzer durumlarda aynı çevrelerin sessiz kaldığını savundu.

Konuşmasında, “Ben tutuklamadan yana değilim. Ancak Türkiye’deki ikiyüzlülük ve riyakârlık nedeniyle bu tutuklamaya itiraz etmedim,” dedi. Bu bağlamda, 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun’u gündeme getiren Coşkun, bu kanun çerçevesinde geçmişte yaşanan bazı olayları örnek göstererek hukukun uygulanışında çifte standart olduğunu ileri sürdü.

Örnek olarak, 2009 yılında Malatya’da Atatürk heykeline zarar veren bir ineğin sahibi özür dilemesine rağmen farklı bir bölgeye gönderildiğini, 2018’de Bursa’da 10 Kasım’da sosyal medya üzerinden Kemalpaşa tatlısı paylaşan bir gencin tutuklandığını, 2020’de Bayburt’ta kartopu atan bir öğrencinin okuldan uzaklaştırıldığını ve 2023’te bir gencin camideki hutbeye Atatürk için rahmet duası eklemesini eleştirdiği için tutuklandığını belirtti.

Coşkun, bu örneklerin ardından ifade özgürlüğü tartışmalarının yalnızca belirli olaylar üzerinden değil, benzer nitelikteki tüm soruşturma ve yargı süreçleri dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Kamuoyunun farklı olaylara karşı sergilediği tutumun hukuk devleti ve eşitlik ilkeleri açısından yeniden sorgulanması gerektiğini ifade etti.

Konuşmasının ana temasını “eşit hukuk” ve “eşit ifade özgürlüğü” oluşturdu. Coşkun, yalnızca İslamî değerlere yönelik hakaret veya mizah söz konusu olduğunda ifade özgürlüğünün savunulduğunu, buna karşılık Atatürk ve farklı etnik kimliklere yönelik eleştirilerde aynı yaklaşımın gösterilmediğini ileri sürdü. Bu durumun toplumda adalet duygusunu zedelediğini belirtti.

Dinî değerlere yönelik söylemlerin de geniş yer tuttuğu programda, Coşkun, Kur’an’a ve İslam’ın kutsallarına yönelik hakaretlerin çoğu zaman “mizah” ya da “sanat özgürlüğü” kapsamında değerlendirildiğini, diğer toplumsal değerlere yönelik eleştirilerde ise sert hukuki yaptırımların gündeme geldiğini savundu. Bu yaklaşımın toplumda adalet duygusunu zedelediğini ifade etti.

Konuşmasının sonunda, eğer ifade özgürlüğü gerçekten evrensel bir ilke olarak savunuluyorsa, bunun tüm değerler için geçerli olması gerektiğini belirten Coşkun, 5816 sayılı Kanun’un da bu çerçevede tartışılabileceğini ifade etti. Ancak bunun yalnızca belirli kesimlerin hassasiyetleri söz konusu olduğunda değil, toplumun tüm kutsal ve tarihi değerleri bakımından eşit şekilde uygulanması gerektiğini savundu.

Coşkun’un açıklamaları, Türkiye’de uzun yıllardır tartışılan ifade özgürlüğü, kutsal değerlere hakaret ve hukukta eşitlik konularını yeniden gündeme taşıdı. Bir kesim, düşünce ve mizah nedeniyle tutuklamaların demokratik hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığını savunurken; diğer kesim ise ifade özgürlüğünün dinî ve manevi değerlere yönelik hakaret için sınırsız bir alan olarak görülemeyeceğini dile getiriyor. Son tartışma, Türkiye’deki ifade özgürlüğünün sınırları, hukukun eşit uygulanması ve toplumsal hassasiyetlerin korunması konularındaki farklı yaklaşımları yeniden kamuoyunun gündemine taşıdı.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu