Askeri Hastaneler: Ulusal Güvenlik İçin Hayati Bir Gereklilik

Askeri hastanelerin kapatılması, ordumuzun operasyonel kabiliyetini zayıflatıyor. Yeniden inşa edilmesi gerektiği vurgulanıyor.

Bir devletin gücü, yalnızca askeri envanterinin büyüklüğüyle değil, aynı zamanda askerlerin güvenliğine verdiği önemle de ölçülür. Türk Silahlı Kuvvetleri, köklü geçmişi ve disiplinli yapısıyla dünyanın en aktif ordularından biridir. Ateş çemberi içinde yer alan Türkiye’de, askeri personelin sağlığı, mühimmat ve silah kadar stratejik bir öneme sahiptir. Bugün, bir sağlık uzmanı ve aynı zamanda bu milletin bir ferdi olarak, askeri hastanelerin ve askeri tıp sisteminin yeniden kurulmasının kaçınılmaz bir ihtiyaç olduğunu dile getirmek zorundayız.

Son yıllarda, olağanüstü koşullar altında alınan kararlarla askeri hastanelerin kapatılması ve Sağlık Bakanlığı bünyesine alınması, o dönemde bir zorunluluk olarak değerlendirilmiş olabilir. Ancak günümüzde, bu kararın ordumuzun operasyonel yeteneklerini ve Mehmetçiğin moral motivasyonunu olumsuz etkileyebileceği gerçeği, veriler ve yaşanan deneyimler ışığında açıkça ortaya çıkmaktadır.

Türkiye, NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip olan, aktif terörle mücadele yürüten ve sınır ötesi operasyon kabiliyeti yüksek bir ülkedir. Ancak, NATO ülkeleri arasında askeri hastaneleri bulunmayan tek ülke konumundayız. Örneğin, Almanya’da 185 bin askere karşılık 5 askeri hastane, Fransa’da 279 bin askere karşılık 8 askeri hastane, Avusturya’da ise 34 bin askere rağmen 3 askeri hastane faal durumdadır. Daha istikrarlı olan İskandinav ülkelerinde bile askeri cerrah kadroları korunmaktadır. Dünyanın en güçlü orduları, askeri tıbbı ordunun ayrılmaz bir parçası olarak görürken, Türkiye’nin bu imkândan yoksun kalması, stratejik bir eksikliktir. Ordusu olan ama hastanesi olmayan tek ülke olma durumu, Türkiye’ye yakışmamaktadır.

Askeri hastaneleri savunmak, sivil hekimlerimizin yetkinliğini sorgulamak anlamına gelmez. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Beni Türk hekimlerine emanet ediniz” sözü, tüm hekimlerimiz için bir onur kaynağıdır. Ancak kabul etmeliyiz ki, askeri tıp ve harp cerrahisi, kendine özgü dinamikleri ve uzmanlık gerektiren bir disiplindir. Cephede yaralanmış bir askerin tedavisi ile sivil hayatta karşılaşılabilecek travmaların tedavi protokolleri aynı şekilde yürütülemez. Harp cerrahisi, ateş altında müdahale, sahra hastanesi kurulumu ve spesifik rehabilitasyon süreçlerini içeren, nesilden nesile aktarılan bir bilgi birikimidir.

GATA (Gülhane Askeri Tıp Akademisi), 1898’den beri bu bilginin hafızasıydı. Bu hafızanın kaybolması, askeri cerrah sayısının kritik seviyelere düşmesine yol açmıştır. Mehmetçiği tedavi edecek, onun dilinden anlayan, sahadaki psikolojiyi bilen doktor eksikliği, ordunun caydırıcılığı üzerinde doğrudan etkili bir faktördür. Yaralı bir asker, en savunmasız anında sadece tıbbi bir müdahale değil, aynı zamanda güvenli bir ortam arar. Askeri hastaneler, personelin güvenlik soruşturmalarından geçtiği, askeri disiplinin hâkim olduğu ve aidiyet duygusunun en üst düzeyde yaşandığı kurumlardır.

Eren-7 Operasyonu’nda ağır yaralanan Jandarma Uzman Çavuş Burak Tortumlu, hastaneye getirildiğinde ambulansın hazır olmaması ve gerekli müdahalenin zamanında yapılamaması, askeri sistemin eksikliklerini gözler önüne sermiştir. Burak Tortumlu’nun trajik sonu, askeri hastanelerin yokluğunun yalnızca tıbbi değil, manevi bir boşluk yarattığını da göstermektedir. Gelecekteki harp ortamı, hibrit tehditler ve asimetrik çatışmalarla dolu bir mücadele sahasıdır. Bu bağlamda, yaralı Mehmetçiğin tedavisinde askeri aidiyet ve savaş psikolojisi bilgisine sahip hekimlere ve sağlık sistemine ihtiyaç vardır. Sivil sağlık altyapımız ne kadar iyi olursa olsun, ordunun kendi tıbbi kapasitesini yeniden inşa etmemesi, caydırıcılığımızı tehlikeye atmaktadır. Bugün atılacak cesur adımlar, yarın cephede yaşanacak kayıpları azaltabilir. Devletimiz, bu stratejik açığı kapatmalı ve geçmişe vefa göstererek geleceğe güven vermelidir. Çünkü güçlü bir ordu, ancak güçlü bir askeri sağlık sistemiyle varlığını sürdürebilir ve bu millet, evlatlarını korumak için en iyi şartlara sahip bir orduyu hak etmektedir.

Bu konu, bir siyasi tartışma değil, ulusal bir gerekliliktir. GATA ve askeri hastanelerin modernize edilerek yeniden faaliyete geçirilmesi, hem kahraman ordumuza karşı bir vefa borcu hem de gelecekteki tehditlere karşı hayati bir hazırlıktır. Devlet aklının bu stratejik ihtiyacı görerek gerekli adımları atacağına olan inancımız tamdır. Unutulmamalıdır ki; güçlü bir ordu, yalnızca güçlü silahlarla değil, arkasında onu destekleyen güvenilir bir sağlık sistemiyle mümkündür.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu