Prof. Anjum: Gazze ve İran vurulurken mezhepçilik
Prof. Dr. Ovamir Anjum, Gazze ve İran gündeminde mezhepçiliğin ümmeti böldüğünü belirterek farklılıkları yönetmek için ortak kurumlar kurulması çağrısı yaptı.
Toledo Üniversitesi Felsefe ve Din Çalışmaları Bölümü’nde İmam Hattab İslam Araştırmaları Kürsüsü Başkanı Prof. Dr. Ovamir Anjum, katıldığı bir konferansta İslam dünyasının karşı karşıya olduğu mezhepçilik sorununu değerlendirdi. “Derin Farklılıkları Yönetmek Bugün Neden En Temel Ümmet Görevidir?” başlıklı konuşmasında Anjum, Müslüman toplumların kendi iç ayrışmalarını aşamaması halinde ciddi bir jeopolitik ve medeniyet krizinin derinleşeceği uyarısında bulundu.
Anjum’a göre mezhepçilik, yalnızca inanç esasları etrafındaki teorik bir anlaşmazlık olarak ele alınamaz. Sorunun, siyasi ve toplumsal sonuçları olan varoluşsal bir niteliğe büründüğünü belirten Anjum, Müslümanların farklılıklarını yönetememesi halinde ortak bir İslami düzenden söz etme imkanının zayıflayacağını ifade etti. Bu durumda toplumların yerel etnik milliyetçilikler ya da küresel seküler ideolojiler arasında sıkışacağını kaydetti.
Farklılıkları düzenleyecek yerli ve geleneksel mekanizmaların bulunmamasının bölünmeyi kalıcı hale getireceğini dile getiren Anjum, bu tablonun çatışmaları artıracağını ve dış güçlerin “böl ve yönet” politikalarına zemin hazırlayacağını söyledi. İşgalci ve sömürgeci İsrail’in de bu parçalanmışlıktan yararlanan aktörlerden biri olduğunu belirtti.
Mezhepçi söylemlerin, toplumların tehdit algısını nasıl değiştirebildiğine örnek veren Anjum, 2012 sonrasında Mısır’da bazı Selefi çevrelerin İranlı turistlere karşı çıkarken İsrailli turistleri kabul edilebilir gördüğünü aktardı. Bu yaklaşımda İranlıların İslam’a tehdit olarak sunulduğunu, İsraillilerin ise aynı şekilde değerlendirilmediğini belirten Anjum, düşmanın yanlış tanımlanmasının ağır sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.
Sorunun Ortadoğu’yla sınırlı olmadığını vurgulayan Anjum, Hindistan altkıtası ve Pakistan’daki mezhepsel gerilimlere de değindi. Pakistan’da Hanefi ve Sünni kimliğini paylaşan Berelvi ve Deobandi çevreleri arasındaki sert ayrışmayı örnek gösteren Anjum, farklı ekolden bir imamın arkasında namaz kılanların tekfir edildiği ve bu kişilerin evliliklerinin geçersiz sayıldığı yönünde fetvalar verilebildiğini anlattı. Bu örneklerin, mezhepçiliğin yalnızca geçmişte kalmış ya da belirli ülkeler arasındaki bir mesele olmadığını ortaya koyduğunu söyledi.
Anjum, mezhepçiliğin ele alınış biçiminin de değiştirilmesi gerektiğini savundu. Bu olguyu toplum içinde yayılan bir hastalığa benzeten Anjum, bölünmenin uzun süre etkisiz görünen bir virüs gibi varlığını sürdürebileceğini, ancak siyasi kırılganlık, kurumların yıpranması veya seçkinlerin manipülasyonu gibi koşullarda hızla yayılabileceğini ifade etti. Böyle bir süreçte dışlama, şiddet ve sömürünün önünü açan bir toplumsal zemin oluştuğunu belirtti.
Gazze’deki saldırılar ve İran’a yönelik gelişmeler üzerinden güncel tabloyu değerlendiren Anjum, mezhepçi ve tarihsel şikayetlerin ortak tehditlere karşı mücadeleyi gölgelediğini söyledi. İsrail’in Gazze’deki saldırıları sürerken bazı Sünni güçlerin sessiz kaldığını veya saldırıları desteklediğini belirten Anjum, İran hedef alındığında ise dikkatlerin Tahran’ın bölgesel politikalarına yöneltildiğini kaydetti.
Şii toplulukların DEAŞ ve diğer Şii karşıtı hareketlerin yarattığı tehdidi, Suriye Sünnilerinin yıllardır süren yıkımın sonuçlarını, Irak Şiilerinin ise Saddam Hüseyin dönemindeki saldırıları ve mezhepçi politikaları hatırladığını ifade eden Anjum, bu hafızaların her birinin gerçek bir acıya dayandığını söyledi. Ancak geçmişte yaşananların parçalı biçimde ele alınmasının ortak bir siyasi gelecek kurmaya yetmeyeceğini vurguladı.
Avrupa’nın tarihindeki büyük savaşların ardından işbirliği kurumları kurarak yeni bir düzen oluşturmaya çalıştığını hatırlatan Anjum, Müslüman toplumların ise çoğu zaman eski anlaşmazlıkları ve tarihsel hesaplaşmaları tekrarladığını belirtti. Ona göre çözüm, farklılıkları tamamen ortadan kaldırmak değil, bu farklılıkların çatışmaya dönüşmesini engelleyecek siyasi ve toplumsal mekanizmalar geliştirmekten geçiyor.
Anjum, bireysel ahlak ve hoşgörünün tek başına yeterli olmayacağını ifade ederek derin görüş ayrılıklarına rağmen ortak hareket etmeyi mümkün kılacak dayanıklı kurumlara ihtiyaç bulunduğunu söyledi. Ortak platformlar ve sürdürülebilir dayanışma ağlarının kurulmasını acil bir görev olarak nitelendiren Anjum, mezhepçiliğin aşılması için ümmetin farklılıkları yok etmeye değil, onları adil ve etkili biçimde yönetmeye odaklanması gerektiğini belirtti.




