İran savaşı, ABD müttefikleriyle gerilimi artırıyor

İran savaşı, Trump yönetimi ile Avrupa ve Asya’daki ABD müttefikleri arasındaki güven krizini derinleştirirken ittifakların geleceğini tartışmaya açıyor.

ABD’nin Güney Kore ile Kuzey Kore tehdidine karşı her yıl düzenlediği Ulchi Freedom Shield tatbikatı, ağustos ayında başlamasına kısa süre kala Washington tarafından küçültüldü. Başkan Donald Trump, maliyetleri azaltma planının yanı sıra Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un ile ilişkileri geliştirme arzusunu ve Seul’ün İran’a karşı yürütülen savaşa destek vermemesini gerekçe göstererek 11 gün sürmesi planlanan tatbikatı 5 güne indirdi.

Karar, ABD’nin Doğu Asya’daki ortakları arasında ciddi endişeye yol açtı. Müttefikler, Washington’un demokratik ortaklarına yönelik güvenlik taahhütlerinden ne kadar kolay geri adım atabildiğini görürken, İran savaşı konusunda ABD’den farklı tutum almalarının ilişkileri daha da zedelemesinden kaygı duyuyor. Benzer sorunlar yalnızca Güney Kore ile sınırlı değil; NATO üyeleri ve Asya’daki diğer müttefikler de İran çatışmasına yeterli destek vermedikleri gerekçesiyle Trump’ın eleştirilerine maruz kalıyor.

Trump’ın müttefiklerin İran’daki savaşa katkısını yetersiz bulduğu yönündeki açıklamalar, aslında çatışmanın zaten kırılgan hale gelmiş ilişkiler döneminde başladığını gösteriyor. Trump’ın yeniden başkanlık görevine dönmesinden sonraki ilk yıl, Washington’un Batılı ortakları Beyaz Saray’ın sert ve düşmanca tutumuyla karşı karşıya kaldı. Kanada ticaret savaşı ve üstü kapalı ilhak söylemleriyle hedef alınırken, Avrupa Birliği ürünlerinin büyük bölümüne yüzde 15, Birleşik Krallık ürünlerine ise yüzde 10 gümrük vergisi uygulandı.

Yine de NATO liderlerinin önemli bölümü, özellikle Ukrayna gibi kritik bir alanda ABD’nin güvenlik desteğine duydukları ihtiyaç nedeniyle yönetimi başlangıçta mümkün olduğunca memnun etmeye çalıştı. Ancak Washington’un baskıcı yaklaşımını sürdürmesi, bu uzlaşmacı tavrın devamını güçleştirdi.

Aralık ayında yayımlanan yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde Avrupa’nın “medeniyet düzeyinde bir yok oluşla” karşı karşıya olduğu ileri sürüldü ve AB liderlerinin çoğunun tehdit olarak gördüğü Macaristan Başbakanı Viktor Orban gibi sağ popülistlere destek verilmesi çağrısı yapıldı. Ardından Trump, Grönland’ı Danimarka’dan alma girişimini hızlandırdı ve Kopenhag’ın yanında duran Avrupa ülkelerini gümrük vergileriyle tehdit etti.

Trump’ın Davos’ta ABD’nin NATO’dan “hiçbir zaman hiçbir şey elde etmediğini” söylemesi ve daha sonra müttefiklerinin Afganistan’da yeterince savaşmadığını savunması, ittifak içinde tepkiyle karşılandı. Birleşik Krallık, Fransa, Almanya, Hollanda, İsveç, Norveç ve Finlandiya Grönland anlaşmazlığında Danimarka’ya destek verirken, Fransa’daki sağ popülist siyasetçi Jordan Bardella da Trump’ın tutumunu “zorlama” olarak nitelendirdi.

Asya’daki müttefiklerin güvenlik kaygısı

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları öncesinde Asya’daki ittifak ilişkileri de zaten gergindi. Yönetimin önde gelen isimlerinden Pete Hegseth, 2025 boyunca ABD’nin bölgeye bağlılığının öncelik taşıdığını ve Çin tehdidinin gerçek ve yakın olduğunu vurguladı. Buna karşın Japonya, Güney Kore ve Tayvan, Washington’un Asya’ya önceki dönemlere kıyasla daha az önem verdiği endişesini taşıyordu.

Dış İlişkiler Konseyi’nden Joshua Kurlantzick, Trump yönetiminin Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin ağırlıklı olarak Batı Yarımküre’ye odaklandığını, 29 sayfalık belgede Çin’e ancak 19. sayfada değinildiğini belirtti. Aynı dönemde Japonya ve Güney Kore’ye yüzde 15 oranında gümrük vergisi uygulanması, özellikle Seul’deki kaygıları artırdı.

Trump’ın ilk başkanlık döneminde Kim Jong-Un ile doğrudan diplomasi yürütmesi ve Güney Kore’yi müzakerelerin dışında tutması, Seul’de zaten rahatsızlık yaratmıştı. Ulchi Freedom Shield tatbikatının küçültüldüğü sırada Kim ile “çok iyi bir ilişkisi” olduğunu söylemesi bu endişeleri yeniden gündeme taşıdı. Trump ayrıca Güney Kore’de görev yapan 28 bin 500 Amerikan askerinin gerekliliğini sorguladı. İran’a yönelik saldırıdan hemen önce bazı ABD birlikleri bölgeden Orta Doğu’ya kaydırıldı; savaşın mart ayında başlamasının ardından Patriot ve THAAD sistemlerinin Güney Kore’den Orta Doğu’ya gönderilmesi Seul’ün güvenlik kaygılarını daha da büyüttü.

Savaşın ittifak ilişkilerine etkisi

İran savaşı başladıktan sonra gerilim daha da tırmandı. Japonya deniz kuvvetleri göndermeyi reddederken Güney Kore, Trump’ın çatışmaya daha fazla dahil olma çağrılarına direnç gösterdi. Beyaz Saray’ın bu tutumdan duyduğu hayal kırıklığı, Trump’ın 16 Mart’taki açıklamalarına da yansıdı. Trump, Japonya, Güney Kore ve Çin’in ABD’ye saldırılar nedeniyle teşekkür etmesi gerektiğini savundu ve bu ülkelerin Hürmüz Boğazı’na savaş gemisi göndermeye istekli olmamasına şaşırdığını söyledi.

Trump, Ulchi Freedom Shield tatbikatının küçültülmesine ilişkin Truth Social paylaşımında, Güney Kore’ye İran’ın nükleer silahlardan arındırılması konusunda ABD’ye katılmak isteyip istemediğini sorduğunu, Seul’ün ise bunu reddettiğini belirtti.

Bu yaklaşım, Trump’ın İran konusunda Washington’la aynı çizgide durmayan Avrupalı müttefiklerine yönelik önceki eleştirilerini de hatırlattı. Trump, bir dönem yakın ilişki kurduğu dönemin Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer’ı savaşa destek vermediği için “Winston Churchill değil” sözleriyle eleştirdi. İspanya’nın tutumu “kaybedilmiş bir mesele” olarak tanımlandı ve ülkeyle ticaretin kesilmesi fikri gündeme getirildi. İtalya Başbakanı Giorgia Meloni de eleştirilerden kaçamadı. Trump, NATO üyelerinin İran konusunda yardım etmeyi reddetmesini “çok aptalca bir hata” olarak nitelendirdi.

Washington’un uyguladığı ya da tehdit olarak gündeme getirdiği misillemeler, savaş öncesinde de büyüyen huzursuzluğu daha görünür hale getirdi. Asya’daki müttefikler, ABD’nin güvenlik taahhütlerine geçmişte olduğu kadar bağlı olmayabileceği düşüncesiyle uzun süredir geçerli kabul edilen stratejik varsayımları yeniden değerlendiriyor.

Financial Times, Trump’ın öngörülemez politikalarının Doğu Asya demokrasilerini ABD’nin yokluğunda karşılıklı ilişkilerini güçlendirmeye yöneltebileceğini yazdı. Hindistan ve Güneydoğu Asya demokrasileriyle daha yakın iş birliği kurulması ihtimali de bu çerçevede öne çıkıyor. Güney Kore ve Japonya’da bağımsız nükleer kapasiteye sahip olma tartışmalarının yoğunlaşması, ABD’nin ve uluslararası toplumun Kuzey Kore’nin nükleer programı karşısındaki hareketsizliğiyle birlikte değerlendiriliyor.

NATO üyeleri Trump’ın sert sözlerine zamanla alışmış olsa da İran savaşı, bozulan ilişkilerdeki yeni bir aşamaya işaret ediyor. Kanada ile ABD arasında uygulanan son gümrük vergileri ve Trump’ın Ontario Gölü’nün adını değiştirmeye yönelik kışkırtıcı tutumu, müttefikler arasındaki gerilimin sıradanlaşmaya başladığını gösteren gelişmeler arasında yer alıyor.

Bu nedenle İran savaşı, müttefiklerin ABD’ye yönelik tutumunu baştan sona değiştirmiş değil; daha çok zaten uygulanmakta olan dengeleme politikasını hızlandırmış görünüyor. Müttefikler bir yandan Trump’ı mümkün olduğu ölçüde yatıştırmaya, diğer yandan gerektiğinde Washington’a karşı durmaya çalışıyor. Ayrıca transatlantik gerilimin Trump’ın 2028’de görevden ayrılmasıyla sona ermesini umarken, bu ihtimalin gerçekleşmemesi durumuna karşı da hazırlık yapıyor.

Gerilimden en fazla yarar sağlayabilecek ülkelerin Rusya ve Çin olması bekleniyor. NATO’nun veya ABD’nin Doğu Asya ittifaklarının zayıflamasına yol açan her gelişme, Moskova ve Pekin açısından stratejik kazanım anlamına geliyor. Savaşı başlatma kararını Washington’un verdiği ve ortaya çıkan maliyetlerin önemli bölümünün kendi tercihlerinden kaynaklandığı düşünüldüğünde, ABD’nin rakipleri ittifak ilişkilerindeki bu aşınmayı sessizce memnuniyetle karşılıyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu