Kalplerin Katılaştığı Çağda Nebevi Merhamet Anlayışı
Ramazan ayı, merhamet ve kardeşlik anlayışını yeniden hatırlamak için bir fırsat sunuyor.
Yaşar Değirmenci / Yeni Akit
Ramazan ayı, Peygamberimizin izinden gitme zamanıdır!
İçinde bulunduğumuz zor dönem, insanlığın birçok yönünü kaybettiği bir zaman dilimini işaret ediyor. Kalplerin katılaştığı, ruhların soğuduğu bu günlerde, iç muhasebe yaparak kendimizi sorgulama fırsatını değerlendirmeliyiz. Günah ve isyanların kirlerinden arınmaya, ruhumuzu secde sıcaklığıyla ısıtmaya ihtiyaç duyduğumuz bir dönemdesiniz.
Peygamberimiz, insanları İslam’a davet ederken kendini feda edecek kadar büyük bir merhametle hareket ediyordu. Bizler de bu merhameti yaymalı, insanlara cennet bahçeleri sunmalıyız. Öncelikle kendimizi sorgulamalı, Peygamberimizin öğretilerine ne kadar sadık kaldığımızı değerlendirmeliyiz. Acaba, bizler Peygamberimize ulaşmayı kolaylaştırdık mı, yoksa zorlaştırdık mı? İnsanlar, bizlere bakarak İslam hakkında nasıl kararlar veriyor? Birbirimizle kenetlenebiliyor muyuz? Zorluklarla karşılaştığımızda, Peygamberimizin etrafında birleşenler gibi mi hissediyoruz, yoksa dağılmış bir topluluk mu durumundayız?
Bir gün Peygamberimize gelen bir sahabe, “Ya Rasulullah, kalbim katılaştı, üzülmüyorum, ağlayamıyorum” dediğinde, Peygamberimiz ona, “Yetimin sofrasına otur, muhtaçlarla bir araya gel. İhtiyaç sahiplerinin dertlerine derman ol, kalbinde yumuşama göreceksin”</strong; diye cevap vermişti.
Peki, bizler ne durumda kalıyoruz? Kalbimizde merhamet, şefkat ve acıma var mı, yoksa gaflet örtüleri mi üzerimizi kapladı? Peygamberimiz, “İman etmedikçe cennete giremezsiniz” derken, bir başka önemli gerçeği de dile getiriyor: “Birbirinizi sevmedikçe gerçek anlamda iman etmiş sayılmazsınız!” Bu, sevginin imanın temeli olduğunu gösteriyor. Mümin, seven ve sevilen, dost olan kişidir. Sevmeyen, sevilmeyen ve dostluk kurmayan kişide hayır yoktur. Peygamberimiz, bu sevginin nasıl hayata geçirileceğine dair en güzel örnekleri sunuyordu.
Peygamberimiz, bu dünyada bir yolcu gibi, bir ağacın altında gölgelenip sonra orayı terk eden birisi gibidir. Adalet, şefkat ve merhametle doludur. Tevazu sahibidir. Edebi ve hâyâyı öğretendir. Gönülleri sonsuzluğa, sevgiye açandır. Şikâyet etmeyen ve karşılık beklemeyen bir kişidir. Bütün insanlığa kolaylık sunan Peygamberimiz, Kur’an’ı getiren ve ahlaki güzellikleri tamamlayan son Elçi’dir.
Bir huzur sohbetindeyiz sanki. Hz. Enes’in sözleriyle, Medine’nin çocukları bile Peygamberimizin elinden tutarak istediği yere götürebiliyordu. Bugün bu “el”e o kadar muhtacız ki! O elin götürdüğü hayat, hikmet dolu bir yaşamdır. Her bir sözü, ümitsizliğe çözüm sunar. O hayat, erdemle süslü, lekesiz bir güzellik örneğidir. O’nun sesi, asırlardan günümüze kadar gelen bir umut kaynağıdır. Bugün de sevgisiz ve yalnız kalmış kalpler, O’nu arıyor.
Kimseyi mahcup etmeyen, incitmeyen, kırmayan O’dur. İnsanların sevinciyle sevinen, ıstıraplarıyla yanan bir kalp. Gerçek olan her şey, saygı uyandıran her şey, saf olan her şey O’nun hayatında mevcuttur. En karanlık geceler bile O’nunla aydınlanmıştır. Bu izi sürerek ilerlemeliyiz.




