Avrupa’nın üçüncü ülke planı: Ruanda modeli geri mi?
Danimarka öncülüğündeki beş AB ülkesi, geri gönderilemeyen düzensiz göçmenler için üçüncü ülkelerde dönüş merkezleri kurmayı planlıyor.
İngiltere’nin yargı kararları ve siyasi itirazlar nedeniyle rafa kaldırılan Ruanda Planı’nın ardından, Avrupa Birliği içinde benzer bir model yeniden gündeme geldi. Danimarka’nın öncülük ettiği Almanya, Yunanistan, Avusturya ve Hollanda’dan oluşan beşli koalisyon, sığınma başvuruları reddedildiği halde menşe ülkelerine gönderilemeyen düzensiz göçmenlerin AB dışındaki üçüncü ülkelerde kurulacak merkezlere nakledilmesini planlıyor.
Kopenhag yönetimi, ilk grubun ocak ayında Birlik dışındaki bir merkeze gönderilmesini hedefliyor. Modelin, gerekli düzenlemelerin tamamlanması halinde 2027’ye kadar diğer AB ülkelerinin kullanımına da açılabileceği belirtiliyor.
Ruanda ve Uganda seçenekleri değerlendiriliyor
Almanya İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, yıl sonuna kadar üçüncü bir ülkeyle resmi anlaşma yapılmasını amaçladıklarını açıkladı. Görüşmelerin gizli yürütülmesi nedeniyle hangi ülkelerle temas kurulduğu resmen açıklanmadı. Ancak diplomatik kaynaklarda Ruanda ve Uganda’nın olası ortaklar arasında bulunduğu ifade ediliyor.
Planın hedefinde, hakkında kesin sınır dışı kararı bulunan ancak menşe ülkelerinin iş birliği yapmaması nedeniyle geri gönderilemeyen kişiler yer alıyor. Danimarka Göç Bakanı Morten Bodskov, kurulması öngörülen tesislerin cezaevi ya da toplama kampı olmayacağını savunarak bu alanların geçici yaşam ve geçiş merkezleri olarak tasarlandığını söyledi.
Merkezlerin işletme giderlerinin koalisyondaki beş ülke tarafından karşılanması, uygulamanın ise Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği ile Uluslararası Göç Örgütü’nün standartları doğrultusunda yürütülmesi planlanıyor. Bakanların eylül ayı sonunda Münih’te bir araya gelerek ayrıntıları netleştirmesi bekleniyor. AB ülkelerinin yarıdan fazlasının bu yaklaşımı yenilikçi bir çözüm olarak desteklediği aktarılıyor.
Geçişler azaldı, güvenlik tartışması sürüyor
Avrupa Sınır ve Sahil Güvenlik Ajansı Frontex’in verilerine göre, 2026’nın ilk yedi ayında AB’nin dış sınırlarında tespit edilen düzensiz geçişler, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 37 azaldı ve yaklaşık 61 bin olarak kayıtlara geçti. Avusturya İçişleri Bakanı Gerhard Karner bu düşüşü yeterli görmeyerek hedeflerinin geçişleri sıfıra yaklaştırmak olduğunu belirtti.
İnsan hakları kuruluşları ise sınır güvenliğini sertleştiren politikaların ölümcül sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulunuyor. Uzmanlar, üçüncü ülke planlarının göç hareketlerini sona erdirmek yerine göç yollarını daha riskli hale getirebileceğine dikkat çekiyor.
Ruanda ve Arnavutluk deneyimleri
İngiltere’nin eski Başbakan Boris Johnson döneminde başlattığı Ruanda anlaşması, Londra’nın 240 milyon sterlini aşan harcamasına rağmen Yüksek Mahkeme’nin engeline takılmıştı. Plan, daha sonra Keir Starmer hükümeti tarafından tamamen iptal edildi.
İtalya’nın Arnavutluk’ta oluşturduğu merkezler de benzer uygulamaların karşılaştığı güçlükleri ortaya koydu. Aylık 3 bin göçmenin kabul edilmesi hedeflenirken, Mart 2025’ten bu yana tesislere yalnızca yaklaşık 500 kişinin nakledilebildiği bildirildi. Merkezlerin maliyeti 670 milyon euroyu aşarken, İtalyan üniversitelerinin araştırmaları göçmenlerin ülke içinde tutulmasının Arnavutluk’a gönderilmelerinden daha düşük maliyetli olduğunu gösterdi.
Göç uzmanları ve sivil toplum kuruluşları, bu merkezlerin hem yüksek kamu harcamalarına hem de ciddi insani risklere yol açabileceğini belirtiyor. Eleştirilerin odağında, geri dönüşü hızlandırması beklenen baskıcı yöntemlerin sorunu çözmek yerine göçmenleri daha tehlikeli güzergâhlara itmesi yer alıyor.




