İsrail’in İç Savaşları Tetikleme Stratejileri ve Son Gelişmeler

İsrail’in iç savaşları tetikleme çabaları ve bölgedeki son gelişmeler üzerine detaylı bir analiz.

Betül Soysal Bozdoğan / STAR

İsrail’in, bölgedeki ülkeleri savaşa sürükleme çabalarının temelinde, iç dinamikleri harekete geçirme stratejisi yatmaktadır. Bu durum, ABD’nin İran’a yönelik askeri harekâtında da etkili bir faktör olarak öne çıkmaktadır.

İsrail’in teolojik ve yayılmacı politikaları, Ortadoğu’yu bir ateş topuna çevirmiştir. Ancak bu ateş, kontrol altına alınabilir bir seviyededir. Türkiye, Körfez ülkelerini istikrarlı tutmak için yoğun çaba sarf etmektedir. Çünkü Siyonist stratejilerin hedefleri oldukça geniştir.

Müslüman ülkelerin mezhepsel farklılıklar üzerinden birbirleriyle çatışmasını sağlamak, uzun süreli savaşlar çıkarmak istiyorlar. Azerbaycan’dan Afganistan’a, Pakistan’dan Türkiye’ye, İran’dan Suudi Arabistan’a kadar geniş bir coğrafyada savaş planları yapılmaktadır.

Bölgedeki ülkelerin hassas noktalarını çok iyi biliyorlar. Sünnilik ve Şiilik gibi mezhepsel gerilimler, birçok ülkede çatışma potansiyelini artırmaktadır.

Örneğin, Suriye’de Nusayri-Şii azınlığı, uzun yıllar boyunca Sünni çoğunluğu baskı altında tutmuştur. Şu an Sünniler iktidarda olmasına rağmen, Cumhurbaşkanı Şara, sürekli olarak İsrail medyasının suikast tehditleriyle karşı karşıya kalmaktadır.

Bahreyn, mezhepsel gerilimlerin en yüksek olduğu ülkelerden biridir. %70’lik Şii nüfus, Sünni bir yönetim altında yaşamaktadır. Şiiler, adeta getto haline gelmiş durumdadır. Son günlerde sokaklarda çıkan olaylar ve ayaklanma girişimleri, bu gerilimin bir yansımasıdır.

Lübnan’da da çok dinli ve çok mezhepli yapının iç savaş riski barındırdığı görülmektedir. Son haftalarda, Hizbullah’ın İsrail’e karşı mücadelesi, diğer gruplar tarafından desteklenmemektedir. İsrail, Lübnan’ı zayıflatmak için çeşitli istihbari ve medya faaliyetleri yürütmektedir.

Mezhepsel çatışmaların örneklerini verdiğimiz bu üç ülke, bölgedeki potansiyel çatışma alanlarını göstermektedir. İsrail, ülkeleri savaşa sürüklemek için iç dinamikleri harekete geçirmeye çalışmaktadır.

Bu nedenle, Türkiye olarak biz de iç dinamiklerimize dikkat etmeliyiz. Süreçte dikkatli ve uyanık olmalıyız.

Özellikle sosyal medyada, İran yanlısı söylemlerle Sünnileri kışkırtmaya çalışan hesaplar bulunmaktadır. Bu tür faaliyetler, toplumda fitne yaratma amacını taşımaktadır.

Toplum içindeki hoşgörüyü korumak ve gerekli müdahaleleri zamanında yapmak büyük önem taşımaktadır.

İsrail’in kabul edilemez eylemleri arasında, Lübnan’a yönelik hava saldırıları ve karadan asker sokma girişimleri bulunmaktadır. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Lübnan sınırındaki köylerdeki tüm evlerin yıkılacağını duyurmuştur.

Lübnan, Türkiye için stratejik bir öneme sahip bir ülkedir. Türkiye, Lübnan’daki gelişmeleri dikkatle izlemektedir. Son zamanlarda, Türkiye iç siyasetinde “Lübnan, Suriye’ye katılmalı” gibi argümanlar gündeme gelmeye başlamıştır.

İsrail’in Lübnan’ı işgali, su kaynakları ve stratejik noktaların ele geçirilmesi anlamına gelmektedir ve bu durum kabul edilemezdir.

İsrail’in bir diğer kabul edilemez hamlesi, Mescid-i Aksa’nın ibadete kapatılmasıdır. Müslümanların bayram namazı kılmasına dahi izin verilmemektedir. Bu durum, bölgesel bir savaşın çıkmasıyla birlikte Mescid-i Aksa’nın yıkılma amacını taşımaktadır.

Bilinmelidir ki; bölgesel bir savaş çıkmayacak, Mescid-i Aksa kıyamete kadar ayakta kalacak ve Filistinliler özgür olacaktır.

İsrail’in son faşist adımı ise, Filistinli esirleri hedef alan idam cezası yasasının onaylanmasıdır. Gözaltına alınan binlerce Filistinli, hukuksuz bir şekilde yargılanmakta ve işkence altında tutulmaktadır. Şimdi ise, bu durumu daha da kötüleştirmek için idam cezası yasası çıkarılmaktadır.

Bu gelişme, dünya genelinde büyük bir tepki toplamaktadır.

İsrail’in faşist yapısı, artık sadece bölgeyle sınırlı kalmayıp, tüm dünya tarafından net bir şekilde görülmektedir. Eğer bu uygulama hayata geçerse, kendini en doğru şekilde ifade etmiş olacaktır.

İran’ın rejimini değiştirmek için çabalayanlar, asıl değişmesi gerekenin dini saplantılara odaklanmış faşist İsrail rejimi olduğunu unutmamalıdır.

Benim inancım, bu rejimin değiştirilmesi değil, İsrail’in terör yapısının tamamen ortadan kaldırılmasıdır. Bu da yakın bir gelecekte gerçekleşecektir, buna inanıyorum.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu