İsrail’in Suriye hamlesi: Türkiye bölgede güçleniyor
İsrail’in Suriye hamlesi, Dürzi gruplar üzerinden artan gerilimi yeniden gündeme taşıdı. Uzmanlar, Türkiye’nin bölgesel etkisini değerlendiriyor.
İsrail’in Suriye hamlesi, ülkenin güneyinde Dürzi gruplar üzerinden tırmanan gerilimle yeniden gündeme geldi. Tel Aviv yönetimi, Suriye’de Esad rejiminin devrilmesinin ardından kontrolüne aldığı bölgelerde tampon alan oluşturmayı hedeflerken, Şam yönetiminin güçlenmesine karşı çıkıyor.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Batılı ülkelerle ilişkilerini yeniden kuran Suriye’yi terörizmi desteklemekle suçladı. Batı’nın Şam’la ekonomik ve diplomatik temaslarını artırması, İsrail’in yeni bir işgal planı için müttefiklerinden destek alma ihtimalini zayıflattı. Bunun üzerine Tel Aviv, Suriye’de doğrudan ve kapsamlı bir işgal yerine ülkeyi istikrarsızlaştıracak yerel unsurlara dayalı bir politika izlemeye yöneldi.
ABD’nin, Türkiye’nin yaklaşımını dikkate alarak İsrail’in Suriye planına sınırsız destek vermemesi Tel Aviv’in hareket alanını daralttı. YPG’nin Şam yönetimine entegrasyon sürecinin ardından İsrail’in Suriye’deki başlıca dayanağının Dürzi gruplar olduğu değerlendirilirken, bu grupların son dönemdeki faaliyetleri bölgedeki tansiyonu yükseltti.
Süveyda’da Dürzi toplumunun bir bölümünü temsil eden Hikmet el-Hicri’ye bağlı silahlı gruplar, 1 Eylül’de Mansura, Velga ve Tel Hadid köylerindeki Suriye iç güvenlik birimlerine saldırdı. Anadolu Ajansı’nın haberine göre çatışmalarda dört güvenlik görevlisi yaralandı. Aynı grupların Süveyda’nın güneybatı kırsalındaki Mansura köyünü insansız hava araçlarıyla hedef aldığı bildirildi. El-Hicri’ye bağlı güçler, 29 Ağustos’ta sınavlara gitmek isteyen ortaokul ve lise öğrencilerinin geçişini de engellemişti.
İsrail ordusunun, Esad rejiminin devrilmesinden bu yana Suriye’de yaklaşık 235 kilometrekarelik alanı işgal ettiği belirtiliyor. Uzmanlar Prof. Dr. Ali Fuat Gökçe ve Dr. Cihan Günyel, İsrail’in Suriye politikasını, Dürzi gruplarla ilişkisini ve Türkiye’nin bölgedeki rolünü değerlendirdi.
Prof. Dr. Ali Fuat Gökçe’ye göre İsrail, kara gücünün sınırlı olması nedeniyle bölgesel hedeflerine ağırlıklı olarak hava kuvvetleri ve yerel aktörler üzerinden ulaşmaya çalışıyor. Gökçe, Orta Doğu ülkelerinin İsrail için tehdit oluşturmaktan çok, İsrail’in bölge ülkeleri açısından tehdit niteliği taşıdığını savundu.
İsrail’in temel hedefinin yeni topraklar elde etmek olduğunu belirten Gökçe, Tel Aviv’in Gazze ve Lübnan’da kara operasyonlarıyla istediği sonucu alamadığını ifade etti. Uzman, bu nedenle Suriye ve Irak gibi geniş coğrafyaya ve karmaşık demografik yapılara sahip ülkelerde “böl, parçala ve yönet” anlayışının benimsendiğini söyledi.
Gökçe, İsrail’in etnik, dini ve mezhepsel farklılıkları kendi stratejisinin aracı haline getirdiğini belirterek, YPG’nin Şam’la bütünleşmesinden sonra Tel Aviv’in elinde Dürzi ve Nusayri grupların kaldığını dile getirdi. Ona göre İsrail, Dürziler üzerinden önce Suriye’de istikrarsızlık oluşturmayı, ardından ülkeyi parçalı bir yapıya dönüştürmeyi amaçlıyor.
Dr. Cihan Günyel ise İsrail’in kuruluşundan bu yana stratejik derinlik anlayışıyla hareket ettiğini belirtti. Coğrafi açıdan küçük olan İsrail’in, çatışmaları kendi toprakları yerine karşı tarafın sahasında yürütmek istediğini söyleyen Günyel, Netanyahu hükümetinin de bu yaklaşımı sürdürdüğünü ifade etti.
Günyel, Golan Tepeleri’ndeki işgalin yanı sıra Lübnan ve Suriye’deki gelişmelerin İsrail’in güvenlik politikası çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Şam kırsalı ile Dera-Kuneytra hattında İsrail’in kontrol alanını genişlettiğini belirten uzman, bu bölgelerin su kaynakları ve hidrokarbon sahaları bakımından önem taşıdığına dikkat çekti.
İsrail’in çevresindeki ülkelerin topraklarına yönelik hedeflerini dini söylemlerle meşrulaştırmaya çalıştığını savunan Günyel, Suriye’nin bölünmüş bir yapı içinde tutulması için daha önce YPG ve Dürzi gruplarının birlikte değerlendirildiğini anlattı. YPG’nin entegrasyonuyla birlikte Tel Aviv’in elindeki seçeneklerin azaldığını belirten Günyel, Dürzi grupların İsrail açısından son önemli koz haline geldiğini söyledi.
Günyel’e göre Türkiye’nin terörsüz bölge yaklaşımı ve ABD’nin Ankara’nın Suriye politikasını dikkate alması, İsrail’in etki alanını sınırladı. İsrail’in Suriye’nin istikrarlı ve güçlü bir devlet haline gelmesini istemediğini ifade eden uzman, Tel Aviv’in aynı zamanda Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi üzerinden Türkiye’yi çevrelemeye çalıştığını öne sürdü.
Süveyda’nın İsrail açısından bir tampon bölgeye dönüştürülmek istendiğini belirten Günyel, Hikmet el-Hicri’ye bağlı grupların bu plan içinde kullanılmaya çalışıldığını söyledi. İsrail ordusunun Bantara Barajı gibi stratejik su kaynaklarına yakın bölgelere girmesinin de Şam yönetiminin Süveyda’ya ulaşmasını engelleme hedefi taşıdığını ifade etti.
Gökçe, İsrail’in bölgedeki politikalarının küçük gruplar üzerinden karşılık bulmaya devam edebileceğini belirtti. Türkiye’nin ise gerilimi tırmandırmak yerine Suriye’nin siyasi ve kurumsal olarak güçlenmesini beklediğini söyledi. Ankara’nın, İsrail’in iç siyasi hesaplarında kullanabileceği bir gerilim ortamı oluşturmamak için provokasyonlara karşı temkinli davrandığını kaydeden Gökçe, bu süreçte Suriye’ye zaman kazandırıldığını dile getirdi.
Uzman, Suriye’nin anayasal düzenini oluşturması, seçimlerini gerçekleştirmesi ve toplumsal bütünlüğünü sağlaması gerektiğini belirtti. Türkiye’nin uyguladığı “bekle ve gör” yaklaşımının, hem Şam yönetiminin elini güçlendirmeyi hem de İsrail’e karşı daha sağlam bir zemin oluşturmayı amaçladığını söyledi.
Günyel, İsrail’in Suriye’nin yeniden inşasını yavaşlatmak için iki yönlü bir politika izleyebileceğini değerlendirdi. Buna göre Tel Aviv bir yandan ABD’nin Şam’a yönelik desteğini sınırlamaya çalışırken, diğer yandan ülkenin güneyindeki saldırılarla yeniden yapılanma sürecini sekteye uğratabilir. Günyel, Esad rejiminin devrilmesinden sonra İsrail’in Suriye’ye bine yakın hava saldırısı düzenlediğini hatırlattı.
Suriye yönetiminin barışçıl bir politika izlediğini ve İsrail için tehdit oluşturmadığını açıkladığını belirten Günyel, Şam’ın güvenlik anlaşması için de çaba gösterdiğini söyledi. Ancak İsrail’in, Suriye ordusunun yeniden güç kazanmasını istemediğini ifade eden uzman, Tel Aviv’in Suriye ordusunun hafif silahlarla donatılmış sınırlı bir güvenlik gücü olarak kalmasını tercih ettiğini savundu.
Günyel, Suriye’nin hava savunma sistemleri, radarlar ve elektronik harp kapasitesi kazanmasının İsrail’in hava sahasında serbestçe hareket etmesini zorlaştıracağını belirtti. Bu nedenle İsrail’in ülkenin askeri kapasitesinin yeniden kurulmasını engellemeye çalıştığını dile getirdi.
Gökçe, Türkiye’nin kararlı tutumunun ABD tarafından kabul edildiğini ve Washington’ın Ankara’yı bölgedeki en istikrarlı güç olarak gördüğünü söyledi. ABD’nin Türkiye’yi kaybetmeyi göze alamayacağını belirten Gökçe, bu durumun İsrail’e yönelik “daha ölçülü davran” mesajına dönüştüğünü ifade etti.
Günyel de ABD’nin İsrail’i sınırlayan ve Suriye’ye alan açan yaklaşımının önemli olduğunu belirtti. Suriye’nin teröre destek veren ülkeler listesinden çıkarılmasının İsrail’e verilmiş siyasi bir mesaj olarak okunabileceğini söyleyen uzman, son iki yılda Türkiye’nin tezlerinin İsrail’in planlarına kıyasla daha fazla karşılık bulduğunu savundu.
Günyel’e göre İsrail, Suriye’nin güneyinde bir işgal alanı oluştursa da ülkenin geri kalanında entegrasyon süreci ilerliyor. Bu tablo, İsrail’in Suriye’yi parçalı ve kontrol edilebilir yapılara ayırma planının karşısında Türkiye’nin desteklediği bütünleşme politikasının daha etkili hale geldiğine işaret ediyor.




