Avampesentlik ve Siyasetin Çürütücü Etkileri
Avampesentlik, siyasette adalet ve liyakatı nasıl çürütüyor? Uzun vadeli kamu yararını gözetmeyen popülist taleplerin etkileri.
Cerrah Hasan Bey’den EYT’ye: Avampesentlik Üzerine
Dr. Ender Korkmaz / Kritik Bakış
Avampesentlik, toplumların çürümesine yol açan derin bir kavramdır. Siyasette halkın beklentileri çoğunlukla adalet, liyakat veya uzun vadeli kamu yararı değil, daha çok kendi hayatlarına doğrudan etki edecek, zahmetsiz ve maliyeti başkalarına yükleyecek küçük ayrıcalıklardır.
Bu kavram, Osmanlı döneminde halkın arzularını tatmin etmeye yönelik bir siyasi anlayışı ifade ediyordu. Avamı yüceltmek ve kısa vadeli kazanımlar elde etmek amacıyla geliştirilen politikalar, uzun vadeli düşünmeyi göz ardı ediyordu. Modern Türk siyasetinde ise bu anlayışın ilk örneklerinden biri Sultan II. Abdülhamid’dir. Abdülhamid, anayasal meşruiyet arayan elit kesimlerin yerine, sadık ama eğitim seviyesi düşük bir kitleyi tercih etti.
Örneğin, dönemin önemli entelektüellerinden Ali Suavi’nin öldürülmesine sebep olan Çavuş Hasan, eğitim durumu tartışmalı bir köylü çocuğu olarak, sadakati sayesinde yüksek makamlara yükselmiştir. Bu tür atamalar, halkın eğitim ve liyakatten bağımsız olarak, kişisel sadakatle ödüllendirileceği mesajını vermekteydi.
Cumhuriyet döneminde ise İttihat ve Terakki Fırkası, liyakati bir nebze de olsa öne çıkarmıştı. Ancak, çok partili hayata geçişle birlikte, muhalefet aktörleri halk adına konuşma fırsatı buldu ve “milli irade” söylemi öne çıktı. Adnan Menderes’in “Yeter! Söz milletindir!” sloganı bu yaklaşımın bir yansımasıydı. Ancak zamanla, bu söylem daha dağıtımcı ve kısa vadeli popülizme kaydı.
Özellikle 1965 sonrası çıkarılan Gecekondu Kanunu, gecekondulaşmayı sadece bir şehircilik sorunu olarak değil, siyaseten verimli bir toplumsal zemin olarak ele aldı. Bu durum, kısa vadeli seçmen memnuniyetini uzun vadeli şehir planlamasının önüne geçirdi. Benzer bir yaklaşım, emeklilik politikalarında da görüldü; 1986’da getirilen yaş şartı, 1992’de kaldırıldı ve sosyal güvenlik sistemi yeniden yaşa bağlı olmayan bir emeklilik düzenine döndü.
Avampesentliğin, ülkeleri çürüten bir yönü vardır. Siyaset, çoğu zaman halkın bu ölçüsüz ve uzun vadede zararlı taleplerine boyun eğmektedir. Bugün, üniversite öğrenci sayısının artmasıyla, düşük başarı gösteren gençler bile kolayca yükseköğretim diploması alabiliyor. Ancak, bu sistem, liyakatli ve dürüst kamu personeli üretmiyor. Kamu istihdamındaki ölçüsüz artışlar, devlet kurumlarının kalitesinde ciddi bir erozyona yol açmıştır.
%50+1 sistemi, toplum kesimlerinin devlete şantaj yapabilmesine olanak tanımıştır. 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde muhalefet adayının EYT’yi seçim malzemesi haline getirmesi, bu dinamiğin çarpıcı bir örneğidir. EYT düzenlemesinin uzun vadeli maliyetleri yüzlerce milyar lirayı bulacakken, bu hesaplar seçim atmosferinde göz ardı edilmiştir.
Sonuç olarak, avampesentlik, toplumun gelişimini olumsuz yönde etkilemekte ve siyasetin çözüm üretme kapasitesini azaltmaktadır. Türkiye’nin, niteliği ve liyakati önceleyen, güçlü ve bağımsız bir sivil toplum oluşturması gerekmektedir. Bu potansiyel, tarihsel tecrübemiz ve insan kaynağımızla hâlâ mevcuttur.




