Mâlâyânî: Faydasız Sözlerden ve İşlerden Uzak Durmak

Mâlâyânî, kişiye ve çevresine fayda sağlamayan söz ve davranışları ifade eder. İslam, zamanı korumayı ve yararlı işlere yönelmeyi öğütler.

İslam ahlakında mâlâyânî, insanın kendisine veya çevresine anlamlı bir katkı sunmayan söz, davranış ve meşguliyetler için kullanılan bir kavramdır. Bir şeyin mâlâyânî sayılıp sayılmayacağı yalnızca kişisel beğenilere göre değil, dinin ilkeleriyle birlikte aklî ve örfî ölçüler dikkate alınarak değerlendirilir.

Abdullah b. Amr’dan (ra) nakledildiğine göre Hz. Peygamber (sas), “Müslüman, dilinden ve elinden diğer Müslümanların güvende olduğu kimsedir” buyurmuştur. Ebû Hüreyre’nin (ra) rivayet ettiği bir başka hadiste ise iyi Müslüman olmanın göstergelerinden biri, kişiyi ilgilendirmeyen şeyleri terk etmek olarak açıklanır: “Mâlâyânîyi, yani faydasız söz ve işleri bırakması, kişinin iyi Müslüman oluşundandır.”

Resûlullah’ın (sas) bir diğer uyarısı da dilin kullanımıyla ilgilidir: “Allah’a ve âhiret gününe inanan kimse ya hayır söylesin ya da sussun.” Bu sözler, Müslümanın konuşmadan önce sözünün gerekli, doğru ve faydalı olup olmadığını düşünmesi gerektiğine işaret eder. (Buhârî, Îmân, 4; Müslim, Îmân, 65; Tirmizî, Zühd, 11)

Abdullah b. Mugaffel el-Müzenî’nin (ra) yaşadığı bir olay, faydasız ve tehlikeli davranışlardan uzak durma konusunda dikkat çekici bir örnek oluşturur. Sahâbî, yeğeninin yerdeki taşları rastgele fırlattığını görünce onu uyarmış ve Hz. Peygamber’in (sas) bu davranışı hoş karşılamadığını söylemiştir. Çünkü taş atmak ne avlanmaya ne de bir düşmanı etkisiz hâle getirmeye yarıyordu; buna karşılık diş kırmak veya göze zarar vermek gibi sonuçlar doğurabilirdi. Yeğeni uyarıya rağmen aynı davranışı sürdürünce Abdullah b. Mugaffel (ra) buna sert biçimde karşı çıkmıştır.

Mâlâyânî kavramı, yapılmadığında hiçbir kayıp doğurmayan, gerçekleştirildiğinde ise kişiye ve çevresine fayda vermeyen işleri ifade eder. Maksatsız sözler, amaçsız davranışlar ve insanı hayırlı işlerden alıkoyan düşünceler bu kapsamda değerlendirilebilir. Kur’an-ı Kerim’de aynı kelime yer almasa da “abes”, “lağv”, “lehv” ve “la’b” gibi kavramlarla boşluk, anlamsızlık ve faydasız meşguliyetler eleştirilmiştir.

Kur’an’ın ve sünnetin ortaya koyduğu anlayışa göre insan dünyaya amaçsız gönderilmemiştir. Bu nedenle hayatın, yararlı ve hayırlı işlerle geçirilmesi; zararlı, günaha götüren ve vakit tüketen uğraşlardan uzak durulması gerekir. Hz. Peygamber (sas) de müminin imanını davranışlarına yansıtmasını, söz ve eylemlerinde sorumluluk bilinci taşımasını istemiştir. Âlimler, mâlâyânîyi terk etmeyi güzel ahlakın ve olgun kulluğun temel göstergeleri arasında saymıştır.

Mâlâyânînin en yaygın biçimlerinden biri gereksiz konuşmadır. İnsanların diline hâkim olması zor olduğundan İslam, boş söz, dedikodu, ölçüsüz konuşma ve gerçeğe dayanmayan ifadeler konusunda ısrarla uyarıda bulunur. Müminlerin boş sözlerden yüz çevirdiği, kendilerine kötü söz söylendiğinde ise vakarını koruyarak selam verip geçtikleri bildirilir. Resûlullah (sas) de insanları güldürmek amacıyla yalan söyleyenleri kınamış, eğlence için dahi olsa doğru olmayan ve insanları saptıran sözlerde hayır bulunmadığını belirtmiştir.

Gereksiz yeminler de bu çerçevede değerlendirilmiştir. Özellikle alışveriş sırasında yemine, yalana ve abartılı sözlere başvurulmasını doğru bulmayan Hz. Peygamber (sas), ticaret yapanları kazançlarını sadaka vererek temizlemeye teşvik etmiştir. Kasıtsız biçimde ağızdan çıkan yeminlerle bilinçli olarak yapılan yeminlerin aynı olmadığı belirtilse de Müslümanın dilini alışkanlık hâline gelmiş boş ifadelerden koruması istenmiştir.

Kişiyi ilgilendirmeyen konularda ısrarla soru sormak da mâlâyânî kapsamında görülmüştür. Hz. Peygamber (sas), hac ibadetinin emredildiği bir sırada “Her yıl mı?” diye soran kişiye, bu hükmün her yıl zorunlu kılınması hâlinde insanların buna güç yetiremeyeceğini bildirmiştir. Ardından önceki toplulukların peygamberlerine çok soru sormaları ve verilen hükümler üzerinde tartışmaları sebebiyle sıkıntıya düştüklerini hatırlatmıştır. Kur’an’da da açıklanması hâlinde insanları zor durumda bırakabilecek konularda gereksiz sorular sorulmaması istenir.

İslam, her türlü meşguliyeti bütünüyle reddetmez. Kişiye yetenek kazandıran, bedenini ve zihnini geliştiren, hayatın ihtiyaçlarına cevap veren faaliyetler faydalı kabul edilir. Hz. Peygamber’in (sas) dönem şartları içinde atıcılık, binicilik ve yüzme gibi becerileri teşvik etmesi de bu anlayışla ilişkilidir. Buna karşılık insanın vaktini tüketen, sorumluluklarını unutturan ve herhangi bir yarar sağlamayan oyalanmalar anlamını yitirir.

Resûlullah (sas), faydasız bilgiden Allah’a sığınmış ve insanı yararlı işlere yönelmeye çağırmıştır. Çünkü ömür, geri getirilemeyen bir sermayedir. İbn Abbas’tan (ra) nakledilen hadiste şöyle buyurulur: “İki nimet vardır ki insanların çoğu onların değerini bilme konusunda aldanmıştır: Sağlık ve boş vakit.” (Buhârî, Rikâk, 1; Tirmizî, Zühd, 1) Bu uyarı, sahip olunan imkânların boş yere tüketilmemesi gerektiğini açıkça ortaya koyar.

Günümüzde televizyon programları, internet siteleri, dijital oyunlar, diziler ve sosyal medya içerikleri zamanın fark edilmeden harcanmasına yol açabilmektedir. Her eğlence unsuru mâlâyânî sayılmasa da kişinin hayatını kuşatan, sorumluluklarını erteleten ve onu ahlaki değerlerinden uzaklaştıran alışkanlıklar ciddi bir zaman israfına dönüşebilir. Böyle bir meşguliyet, insanı hem kendisi hem de çevresi için yararlı işler yapmaktan alıkoyar.

Bu nedenle Müslüman, sözlerini, sorularını, harcamalarını ve boş zamanını ölçülü biçimde değerlendirmelidir. Kendisine şu soruyu yöneltmesi faydalı olabilir: Bu söz veya davranış bana, çevreme ya da dünya ve âhiret hayatıma gerçekten katkı sağlıyor mu? Cevap olumsuzsa mâlâyânîden uzaklaşmak, zamanı daha hayırlı işlere ayırmak gerekir. Nitekim Kur’an, “Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur” buyurarak insanı bilinçli ve sorumlu bir hayata davet eder.

Kaynak: Diyanet Hadislerle İslam

Kaynak:

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu